18 Mayıs 2010

MÜSTEHCEN ŞEYLER ya da GENEL AHLAKSIZLIK

Yıllar önce Bravo diye bir dergi vardı. Bir sayfasını yırtıp saklamışım; bir şey aramak için çekmeceleri karıştırırken rastladım. Tahminen 80'ler, rahmetli Özal'ın muzır neşriyatı gündeme getirdiği (aslında küçükleri korumak amacıyla 1921'de çıkarılan bir kanun), muzır bulunan yayınların poşete sokulmak istendiği, sonunda kara poşetlerin gazete bayilerini sardığı günler. Daha o günden tepkiler 'ortaçağa döndürmek isteyen ya da özgürlüğün çiçeklerini faşizmin çizmesi altında ezdirmeyi amaçlayan görüş' tadındaki eleştirilerin bugün geldiği noktayı biliyoruz.

Sonra sayfayı neden sakladığımı keşfettim; Günel Altıntaş imzalı Müstehcen Şeyler başlıklı bir yazı... Dilimizle, siyasetimizle, hayata bakışımızla nasıl müstehcenleştiğimizi, hatta bugünümüzü gayet güzel özetliyor.

Hemen yazıyı paylaşayım (parantez içleri benden):
I ve o harfleri müstehcendir.
Bir ağacın dal ve yapraklarını dökmesi müstehcendir.
Bir böceğin bir çiçeğe konması müstehcendir. Hele hele, o çiçeğe daha önce hiç böcek konmamışsa...
Şişe değil ama, tapa müstehcendir. (Yakın zamanda şişenin de müstehcen olabileceğini gördük)
Bir kitabın açık bırakılması müstehcendir. Açık bırakılacaksa üstünün örtülmesi gerekir.
Yiv ile set müstehcendir.
Bir kilidin maymuncukla açılması müstehcendir.
Kadın değil ama, dul müstehcendir. (Hatta bugün kadın bile müstehcen, onun yerine bağyan diyoruz)
Karı değil ama baldız müstehcendir.
Masa değil ama bacağı müstehcendir.
File değil ama içindekiler müstehcendir. (Hele hormon ve GDO filenin içindekileri ayan beyan müstehcen hale getirdi)
Hıyar müstehcendir.
Patlıcan müstehcendir.
Elma, portakal, karpuz, incir, kayısı, muz, şeftali, badem, kiraz, hıyar, patlıcan vb. çağrışımları müstehcendir.
Müstehcendir bir şeyin bir şeye değmesi de.
Bir kızın on dördüne değmesi de müstehcendir.
Senin ona değmen büsbütün müstehcendir; kanunla yasaklanmıştır. Bırak başkaları değsin.
Yatmak, kalkmak müstehcendir.
Müstehcendir vermek de. Vereceksen sahibine vermelisin; o zaman müstehcen olmaz.

Girmek müstehcendir. Girmek fiilini sakın işleme. İşe girme, kapıdan girme, sokağa girme. Girmişsen bile hemen çık.
Ama çıkmak müstehcendir. Vazgeç o yüzden, girmişsen çıkma. Sabaha kadar, ölene kadar kal orada.
Sokmak da müstehcendir. O kadar müstehcendir ki yılan bile soksa utancından ölebilir insan.
Akmak müstehcendir.
Suyun akması neyse ne ya, çeşmeden akması müstehcendir. Hele hortumdan akması kanuna, kitaba uymaz.
Koymak müstehcendir. Elini vicdanına koy da bak.
Üflemek zararsızdır ama bir şeye üflemek müstehcendir. Üflenen bir balonu düşün, şişer şişer, patlar sonra.
Patlamak müstehcendir.
Para bile bozma. Bozmak müstehcendir. Üstelik birisini bozdun mu, ömrübillah düşman olur sana.
Cinsel ilişki müstehcendir. Sakın öyle bir şey yapma, yaparsan da anlatma. Bırak, Mevlana anlatsın. Hem daha güzel anlatır, hem de anlattıkları devletçe yayımlanır. (Bkz. Mesnevi - Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Cilt 5, sayfa 111, 114 ve 115)
Gömmek, sulanmak, asılmak, çekmek, aşmak, iş görmek, tezgahlamak, geçirmek, köklemek, saplamak, zımbalamak, pompalamak, emmek, gelmek, yalamak, soymak, getirmek, götürmek, yapmak, yaptırmak, kullanmak, okşamak, delmek, kanırtmak, taktırmak, basmak, bastırmak, boşalmak müstehcendir.
Kısacası müstehcendir bütün fiiller... Çünkü onları insanlar yapar. İnsan dediğin de ya erkek ya dişidir.
Müstehcendir erkekle dişinin yaptığı.
Bir şey yapılacaksa, onu erkek de, dişi de olmayana birisi yapmalıdır. Erkekle dişinin yapması caiz değildir; müstehcen olur. (Erkekle erkeğin, kadınla kadının bir şey yapması ise pornografidir artık)
Ve Milli Selamet Partisi iktidara geldiğinden (beri) ahlak böylesine bozuldu, müstehcenlik her tarafı öylesine kapladı ki; bunları takip edip haklarında dava açmaya savcıların vakti ve sayısı yetmiyor!...
Savcıların sayısı yetmese de açılan davalar sanırım bugünlere gelmemize yetip artmıştır. Çünkü haber değeridir diye bu konunun üzerine atlayan medya, eleştirmek adına bile olsa halkın beynine müstehcenliği, muzırlığı iyice yerleştirmiştir. Seyrettiği diziyi RTÜK'e şikayet eden adamın çelişkisidir bu. Öyle bir suçlu hisseder ki kendisini seyrettiği için, muhalif olması gerektiğini de hisseder aynı zamanda.

Mahalle baskısı böyle bir şey işte. Yıllar boyunca atılan tohumlar yeşerip boy attı, her yanımızı sardı. Bireysel suçluluk duygularımız toplumsal suçluluk duygusuna dönüştü. Farkında olmadan özgürlüklerimiz kısıtlandı. Bu yüzden hala - insan olduğunu unutarak - Baykal'ın evli bir kadınla zina yapmasını kınamaktan öteye gidemiyoruz. Neredeyse malum kasedi yayınlayanları haklı çıkaracağız. Oysa kısıtlandığımız, en doğal ihtiyaçlarımız, arzularımız, isteklerimiz baskılandığı için yatak odasına dair merakımızın gittikçe arttığının farkında bile değiliz. RTÜK'e şikayet eden adamız biz; izlemekten - röntgenlemekten - zevk aldığımız şeyi (çünkü müstehcen!) tukaka ederek rahatlıyoruz. Rahatlayınca da gerisine karışmıyoruz. Yuvarlanıp gidiyoruz.

"Yuvarlanıp gidiyoruz" derken gözünüzde yarattığım görüntü ve diğer çağrışımlar nedeniyle özür dilemeyeceğim. Ahlaksızlık adına ahlak kavramının yozlaştırılmaya çalışıldığını görün. Kendinize dürüst olun. Kendinize alışın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder