03 Temmuz 2010

SİYASETEN DOĞRUCULUKTAN SOSYALEN DOĞRUCULUĞA

Bir kuşak var: şu anda 30'ların ortasında. Gerçi 25'li yaşlara kadar artçılları devam ediyor ama bu kuşak 2000'lerin başında, tam da artık dünyanın aynı olmayacağının söylenmeye başladığı 9/11 zamanında kemer sıkma pratiği kendini gösterirken okullarından mezun oldular ya da iş hayatına atıldılar. Zaten tüketim toplumu, her yaşı ayrı kuşak haline getirmedi mi? Üstelik cep telefonu ve internetle birlikte nispeten özgür bir kuşaktı bu; hem bilgiye kolay ulaşıyordu hem de bu bilgileri hayata geçirmekte zorlanmıyordu. Oysa, özellikle ülke sınırları dışından gelen lüks, ihtişam, popülerlik, kolay şöhret de aynı zamana denk geliyordu; özenmemek mümkün değildi.


Bu sadece Türkiye için geçerli değildi üstelik. Gelişmekte olan birçok ülkenin, bu kuşağı aynı dalgaya kapıldı. Yakın komşu ülkelerden gelen birinin kıyafetlerini tarif etmek isterim: Gucci şapka, Gucci atkı, Gucci kemer, Gucci ayakkabı, Gucci çanta, sonradan göreceğim üzere Gucci cüzdan; üstelik hepsi meşhur Gucci desenli... Türkiye'de de böylelerini gördük ama çakma müessesi daha iyi çalıştığı için daha yaygın olduğuna eminim.

Derdim lüks tüketimi tukaka etmek değil ama resmi çizmeye çalışıyorum. Neyse, bu kuşak bilgiye kolay ulaştığı için, bilgiyi hemencecik satma konusunda da ustalaştı; ama bilgiyi özümsemiyor, olduğu gibi alıyor ve satıyordu. Problem de buradaydı zaten. Her şeyi biliyormuş gibi görünen bu kuşak, aslında hiçbir şey bilmiyordu. Sokrates'in bilge cehaletinden de bahsetmiyorum; ne kadar bilirsek bilelim aslında hiçbir şey bilmediğini bilme bilgeliğinden yani. Kopyalıyordu bu kuşak her şeyi, sonra da hayatlarına paste ediyorlardı. İş hayatında da her konuda bir fikirleri vardı, ama iş yapmaya gelince kaytarmanın yollarını da buluyorlardı. Halihazırda sanallaşmışlardı.

Onlardan önceki kuşaksa (şu anda 35+) daha çok siyaseten doğruculukla yetişmişti. Ivırıyor, kıvırıyor, doğruları söyleyebilmek için binbir dereden su getiriyordu. Nezaketten de değildi bu; evet belki nezaketin de etkisi vardı ama çarklar o zaman öyle dönüyordu ve ayak uydurmak gerekiyordu. Bir şeyleri doğrudan söyleyenlere, hafif tuhaf gözüyle bakılıyordu. Biraz sevimliyse seviliyor, herkes sevimli olmak zorunda olmadığı için de birçoğu dokuz köyden kovuluyordu. Çünkü bir taraftan kendi adları ve deneyimleriyle oluşturdukları şahsiyetleri ve şöhretleri tehlikeyi giriyor, dışlanma endişesi yaşıyorlardı.

Gel zaman git zaman sosyal medya (Facebook, Twitter ve dahi forumlar) bize farklı seçenekler sunmaya başladı: kendini avatar olarak ortaya koymak gibi. Hem politik doğruculuktan sıkılanlar, hem de copy-paste'ciler müthiş bir aydınlanma (aydınlatma) hareketine giriştiler.

Bilgiye ulaşmak kolaydı, özümsemek bile gerekmiyordu, önemli olan bilgiyi yaymaktı ve bunu yaparken de şahsiyet olmak, dolayısıyla şöhret yakalamak yeni bir seçenekti. Bütün bunların sonucunda Sosyalen Münasebetsizlik peydah oldu.

Bu tanımı düşünür düşünmez hoşuma gitti, çünkü Sosyalen Münasebetsizlik hem kişileri (Sosyalen Münasebetsizler) hem de geldiğimiz noktada sosyal ilişkisizliği içinde barındırıyordu. İsteyen istediği gibi sallıyor, özlü sözlerle beğeni topluyor, bilgiyi özümseme sorumluluğu olmadan yayıyor, sosyal şöhretler dünyasından pay kapmaya çalışıyordu. Ya 24 saat onlara yetmiyordu, ya her şeye muhalefet ediyorlardı; en kötüsü de karşılarındaki insanalrı pervasızca aptal yerine koyuyorlardı ve farkında bile olmuyorlardı. Bu platformların hayata nasıl daha faydalı geçirilebileceğini bile düşünmeden hem de..

Alın size faydalı olabilecek bir Twitter iş uygulaması: İş yerinde ekibinizle sürekli iletişim halinde olmanız gerekiyorsa, kilitli bir hesap açın, ekip arkadaşlarınızı ekleyin ve ekletin, cep telefonlarınıza Twitter aplikasyonu yükleyin. Sonrası? Nerede, ne yaptığınızı tüm ekip arkadaşlarınıza bildirmiş olursunuz; biriyle özel yazışmak istediğinizde doğrudan mesaj seçeneğini kullanın. Üstelik daha sonra mesaj duvarınızdan rapor bile çıkarmanız mümkün.

Ammavelakin, yeni kuşaktan (20-25) çok umutluyum: Sosyalen Doğrucular. Henüz yeni mezun oldular, sonradan görme değiller (mobil ve internet zaten vardı), gayet netler, daha duyarlılar, işlerini hakkıyla yapmak istiyorlar ve öğrenmek için yanıp tutuşuyorlar. Şahsiyet olmaya çalışmak gibi bir dertleri yok, çünkü zaten oturmuş bir kişilikleri var.

Nereden nereye değil mi? Öyle işte. Kuşağımın hakkını vererek, sözümün meclisten dışarı olduğunu söylemeden geçmeyeyim ama içimden bir ses Sosyalen Doğrucu olmanın iyi bir şey olduğunu söylüyor. Yine de içimdeki sestir, söyler. Ben zaten hiçbir şey bilmiyorum :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder