26 Temmuz 2010

STANFORD PRISON EXPERIMENT: BU BİR İNSANLIK DENEYİDİR!

Das Experiment, 2001 filminden
1971 yılında Stanford Üniversitesinde psikolog Philip Zimbardo bir deney yapmaya karar verir. Üniversitede bir hapishane inşa edilir, farklı kesimlerden 75 erkek aday arasından psikolojik sağlıkları yerinde 24 kişi seçilir, tesadüfi örneklemle bunların bir kısmı gardiyan, diğer kısmı tutsak olarak belirlenir ve deney başlar.

Tutuklular evlerinden silahlı adamlar tarafından kelepçelenerek alınırlar. Hapishaneye geldiklerinde tektip üniforma verilir, ayaklarına pranga takılır, hücrelerine kapatılırlar. Bu arada gardiyanlara bir gün öncesinde hızlandırılmış bir eğitim verilir ve tutuklulara asla şiddet uygulayamayacakları söylenir. Buna rağmen onlar da üniforma giyerler ve otoritelerini temsilen ahşap bir cop taşımaktadırlar. Gözlem yapabilmek için tutukluları olabildiğince aşağılamak, hor görmek serbestti.

Bu yapay hapishanede ilk gün olaysız geçer ama ikinci günden itibaren işler çığırından çıkmaya başlar. Gardiyanlar deneyi fazla ciddiye alarak tutuklular üzerinde otoritelerini göstermeye çalışırlar, tutuklular ise isyanla boyun eğme arasında gidip gelirler. Sonuçta 2 hafta sürmesi gereken deney, 6. günde sona erdirilir.

Deney hala etik açıdan birçok eleştiri alıyor, ama sonuçları çok ilginç. Rol gereği bile olsa insanların ortam ve mevkiye (yani güce) sahip olduklarında neler yapabileceklerini, hatta kendilerini unutup gerçeklikten uzaklaşabileceklerini, sanki dışarıda hayat yokmuş gibi kendilerini rollerine kaptırdıklarını gösteriyor; üstelik sadece birkaç gün içinde oluyor bu. Daha da ilginci, tutukluların kaçmak için bir fırsat yakalamalarına rağmen daha yüksek otoriteye karşı gelmemek için bir yere gitmemeleri, hatta deneyden uzaklaştırılan bir deneğin "kötü bir mahkum" olarak adlandırılmamak için geri gelmek istemesi.

Deney sona erdikten sonra mahkumların hepsi duygusal travma geçirirken, gardiyanların üçte birinin deney sırasında giderek artan bir şekilde sadistik eğilimler gösterdiği gözlemlendi. Konuyla ilgili Dr. Zimbardo'nun sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Deney, televizyon dizisi ve film (2001 Alman Yapımı Das Experiment) olarak zaman zaman gündeme geldi; hatta BBC deneyi aynı şartlar altında belgesel olarak tekrar gerçekleştirdi. BBC'nin Prison deneyi de hemen hemen aynı şekilde ilerledi ve kısa kesilmek zorunda kaldı. Irak'ta Ebu Garib hapishanesinde yaşananlar ise Stanford deneyinin gerçek hayattaki doğrudan yansıması ve sağlaması gibiydi. Hele ki deney bitip de BBC denekleri gün ışığına çıktıklarında, aynı sineklerin tanrısında olduğu gibi sudan çıkmış balığa benziyorlardı. Kim olduklarını unuttukları o kadar barizdi yani.

Aslında iktidar ve otorite konusu, günlük hayatın içinde hepimizi etkileyen olgular. Twitter'da mevki bulmuşcasına onu bunu aşağılayıp hor görenlerden tutun da, örneğin reklam ajansında çalışıp müşteri tarafından hor davranıldığını düşünenlerin eskaza müşteri tarafında çalışmaya başladığında ajans çalışanlarını ezmeye çalışması hayatın içinden bariz örnekler.

Maalesef tabiatımız gereği böyleyiz; gücü elimize geçirdiğimizi hissettiğimizde sonuna kadar kullanmaya meylediyoruz, güçsüz hissettiğimizdeyse anında boyun eğiyor, teslim oluyor, pısıyoruz. Semra Kaynana, kameraya parmağını sallaya sallaya bize hükmetmeye çalışırken bile küçük bir travma yaşadığımı hatırlıyorum. Düşünsenize yanımda bile değildi üstelik. Keza RTE esip gürlediğinde de toplumsal olarak aynı travmaya maruz kalıyoruz. İnsan olarak üzerinde düşünmemiz, kendimizi geliştirmemiz gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Hem de sadece pısma konusunda değil, gücü elimize aldığımızda adil olabilmek adına da... Daha doğrusu çağın hakkını vererek ilkellikten kurtulup uygar olmak adına...

Konuyla ilgili birçok kaynağı google taramasıyla bulabilirsiniz. Hollywood deneyin filmini tekrar çekiyor ve kalabalık bir kadroyla 2011'de gösterime gireceği söyleniyor. Bununla birlikte iktidar savaşını daha derinlemesine aktarmayı başaran iki kitap önereceğim; her iki kitapta derinliği sağlayan en önemli unsur ise kahramanlarının çocuk olması.

Şatonun Kralı
Susan Hill / Remzi

Evet, yine bir Çilek kitabı. Babası ölen on yaşlarında bir çocuk, maddi zorluklar nedeniyle yeniden evlenmek zorunda kalan annesiyle birlikte yeni kocanın evine taşınır. Üstelik yedi yaşlarında bir de üvey kardeşe kavuşmuştur. Ama üvey kardeş, babasızlığın getirdiği güvensizliğini hissettiği çocukla ilginç bir iktidar oyununa girişecektir. Hem de kıyasıya...

Sineklerin Tanrısı
Sir William Gerald Golding / İş Kültür

Okumayan var mıdır bilmiyorum... En azından filmini izlemişsinizdir. Her halükarda tekrar okuyun. Issız bir adaya düşen bir grup çocuk, zaman içerisinde kendini güçlü hissedenlerle zayıf hissedenler olmak üzere iki gruba ayrılır. Dahası güç gösterisi giderek şiddet gösterisine dönüşür ve ıssızlığın sağladığı avantajla ilkellik su üstüne çıkar. İyilik ve kötülük, ilkellik ve uygarlık, inanç ve farklı inanç, adalet ve adaletsizlik tüm yüzleriyle çocuk karakterlerde kendisini gösterir.

Herhangi bir sonuca bağlamamaya özen gösterdim, ezilirken koyunluğu bırakıp gücü ele aldığımızda insan olmamız gerektiğini falan da söylemeyeceğim, ama üzerinde düşünmemiz gerektiğini bir kez daha kafanıza kakmamdan!!! zarar gelmez. Düşünün!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder