28 Ağustos 2010

YAŞASIN, JÖN TÜRKLER GELİYOR!!! ya da BİR DEFİLE MACERASI

Evet, ben de defileye gittim ve blogger olarak havamı atma fırsatı buldum. Söz konusu defile Istanbul Fashion Week programında yer alan Hatice Gökçe / Jön Türkler Geliyor defilesi. Önce size biraz Hatice Gökçe anlatmak istiyorum.


Hani bazı insanlar vardır; işlerine, sanatlarına, yaptıkları işe gönüllerini koyduklarını söylerler, hatta işleriyle evli olduğunu söyleyenlere bile rastlanır ki ben de zaman zaman bu söylemin özgürlüğüne sığınırım. Oysa Hatice, gözünüzde canlandırabileceğiniz birçok moda tasarımcısından çok farklıdır. O gerçekten araştırır, tasarlar, en kendine özgü haliyle sunar ve bunu hiç hava atmadan, "ahhahaha, ben modacıyım şekerim, kimler benden giyiniyor biliyor musun?" demeden, usulca yapar. Belki de sırf bu yüzden, işine bu kadar gönülden bağlı olduğu için farklı tasarımlarıyla bütün dünyadan ilgi görür. Bugüne kadar tanıdığım en nevi şahsına münhasır insanlardan biri olmasına rağmen, hiçbir hareketi ve sözüyle "ben nevi şahsına münhasır biriyim" demez. Ona göre sadece araştırmış, tasarlamış ve sunmuştur. Sektöre ve moda hayranlarına bir katkıda bulunmuşsa mutludur (sanırım, çünkü o zaten bir sonraki kavram üzerine yoğunlaşmıştır muhtemelen). O kadar. Özetle moda dünyasının şatafatı arasında Hatice Gökçe'yle tanışırsanız, şaşırmayın, çünkü başka dünyadan gelmiş olması ihtimali olan bu kadının, olsa olsa barış için dünyamıza gelmiş olabileceğini düşüneceksiniz. İkinci bir özetle kendi halinde olmasına rağmen dünya çapında (ya da tam tersi) olmasına şaşırmayınız.

Tam da bu yüz(ler)den Hatice'nin Jön Türkler Geliyor! konseptini duyunca önemsedim ve açıkçası merak ettim. Bir de geçen sene defilelerine gidememişliğimin ezikliğiyle, bu sefer iki elim kanda olsam gitmeye yemin ettim. Hem size de malzeme çıkmış oldu...

Saat 14.00'teki doktor randevum 15.30'a sarktığında panik olmaya başladım. Doktoru hızlıca haşlayıp yine hızlıca muayene olduktan sonra defileye yetişmek üzere doldurulması gereken formları salı günü dolduracağımı söyleyip Taşkışla'ya doğru yola çıktım.

Vardığımda Küçük Sırlar gençliğini yarıp yaka kartımı aldım ve koştura koştura üniversite içindeki bahçe avlunun da dahil olduğu labirentten defile çadırına koşturdum. Çadıra yaklaştıkça gayrıihtiyari insan karnını içe çekip, burnunu havaya dikiyor, öyle bir hava geliyor, şaşarsınız. Girişte kuyruğa girmiştim ki görevliler "girişleri kapatın" diye birbirine bağırıyordu. Son dakika diye buna denir.

Sonunda içeri girdiğimde oturacak hiçbir yer yoktu, Küçük Sırlar gençliğinin yanı sıra, kendini genç hissetmekle kalmayıp bu konuda fena halde "gerilmiş" olanlar tüm koltukları kaplamıştı. Yabancı gençlerden oluşan bir kitle de vardı ve rahat kıyafetleriyle biraz olsun kendimi rahat hissetmemi sağladılar. Ben ne mi giymiştim? Kargo pantolon ve tişört ve spor ayakkabı. Bu sıcakta daha fazlasını da giyemezdim. Neyse ki çadır, kalabalığa rağmen gayet serindi. Hatta duyduğuma göre, geçen defilelerden birinde klimalardan biri bir kızın başına düşmüş! Onun (klimanın, çünkü kıza bir şey olmamış şükür) iptal olduğunu düşünürsek iyi bir sistem kurmuşlar demek ki... :P

Defile başladığında kendime bir yer bulup, yere oturdum ki foto ve video amacıma en uygun yerlerden biriydi. Sonra Jön Türkler yavaş yavaş podyumda endam etmeye başladı. Fotoğraflara ve videolara geçmeden önce hemen kısaca "Neden Jön Türk?" sorusuna Hatice Gökçe'nin ağzından cevap vereyim:
Bu konuyu seçme sebebim Jön Türkleri sadece tarihçilerin ilgilendiği bir konu olmaktan çıkarmak belki de. Özgürlükçü fikirleri savunan ve bunun için çabalayan edebi, siyasi, kültürel anlamda dönemine ciddi katkıları olmuş büyük bir oluşumun döneminin giyimi hakkında bilgili, takipçi olduklarını  biliyoruz. Benim için en önemli nokta bu.

Istanbul Fashion Week'in ana konsepti Istanbul Fashion Lab'dir (ve bu isimde ufacık bir katkım olduğu için de ayrıca mutlu olduğumu belirteyim). Hatice Gökçe de moda laboratuarına uygun bir şekilde, gündemi geçmişten bir kavramla yakalayıp sadece bugüne taşımamış, aynı zamanda geleceğe yönlendirmiş.



Diğer videolar için: youtube.com/myvideos

Hatice Gökçe tasarımlarını özetlemem gerekirse: sadeliğin içine gizlenmiş özgünlük derim. En çıkıntı tasarımları bile görenlerde "neden olmasın?" duygusu yaratır. Ben şahsen JTG defilesinde uzun erkek gömleklerine bayıldım, bende nasıl dururdu bilmiyorum ama havadar (ve dahi özgürlükçü) fikri gerçekten hoşuma gitti. Bunun dışında doğanın ve doğallığın trend olarak hala yükselişte olduğu bir dönemde, doğal renkler de sadeliğin içine gizlenmiş özgünlüğü yansıtıyordu. Özetle tasarımdan anlamadığım düşünülse bile, işin ruhunu sevdim, Jön Türkler fikrini sevdim.


Defile dediğin hasta ziyareti gibi bir şey; bir bakıyorsun bitivermiş. Bu yazı da burada biter. Fotoğraflar için devam edebilirsiniz. Ben de Hatice Gökçe'yi yakalayabilirsem, özel bir OSHUBU! röportajı çıkarabilirim belki. Olur a, bakarsınız "sen beni hiç anlamamışsın ki!" bile diyebilir ve bu hakkı kendisinde saklıdır. Ben de özgürce fikrimi belirtme hakkımı kullandım ;)






 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder