16 Ekim 2010

KOKUSUZ ADAMIN KOKU MERAKI...


Can Kardeş kitaplarının hayal dünyasından çıkıp Enid Blyton'lar, Agatha Christie'lerle daha somut bir dünyaya adım attıktan sonra lise yıllarımda okuduğum ilk "roman" Patrick Süskind'in Koku'sudur. Tıpkı Azeri yazar Samed Behrengi'nin Ulduz Kızın Kargaları, Ulduz Kızın Konuşan Bebeği kitaplarında (Can Kardeş) olduğu gibiydi, Koku'nun başından itibaren başka alemlere uçmaya başlamıştım. Ama bu kitabı okumak aynı zamanda, artık yetişkin biri olduğumun da kendime ispatlarından biriydi. Dahası finaliyle neredeyse aptala dönmüş, hafzalam almadığı için finali tekrar tekrar okuma ihtiyacı duymuştum.

Az önce filmini tekrar izledim. Bence romandan sinemaya uyarlanan en iyi filmlerden biri The Perfume. Görselliğiyle izleyiciyi 16. yüzyılın ortalarına götürürken, oyuncuların da müthiş becerisiyle, çoğunlukla nefesinizi tutuyor, hikayenin ritmiyle nefes almaya başlıyorsunuz. Film kokuyu almanızı sağlamıyor, ama o duyguyu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sırf bu nedenle bile romanın iyi bir uyarlaması olduğu söylenebilir; sonuçta romandan da kokuyu almıyorsunuz, ama "Kurbağa" Jean Baptiste sayesinde kokuyu zihninizde hissediyorsunuz. Koku, balık pazarının ortasında doğan, doğduğu anda annesini kaybeden, daha sonra evlatlık verilen, kurbağaya benzediği için hor görülen "kokusuz" çocuğun hikayesi. Her şeyin kokusunu alabiliyor, parfümlerin formülünü çözebiliyor, ama kendisi kokmuyor. Büyüyünce tek derdi "kokuyu saklamak" halini alıyor; bunu yapabilmek için cinayet işlemesi gerekse bile...


Perfume: Story of a Murderer from Santiago Vazquez on Vimeo.

Bugün artık aromaterapinin etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Shiseido markasını bilirsiniz; arkadaşım pazarlama direktörü olduğu için, ne şanslıyım ki ben biraz daha yakından biliyorum ;) Arada sırada yurt dışındaki seminerlerden bilgilerini paylaşır: Örneğin greyfurt kokusunun metabolizmayı hızlandırdığını ve yağ yakımına yardımcı olduğunu da bu sayede biliyorum.  Öte yandan hemen girişten itibaren taze ekmek kokuları yayan süpermarketlerde satışların arttığını biliyor muydunuz? Bu da kanıtlanmış bir olgu. İngiltere'de yapılan bir deneyde, taze ekmek kokusunun havalandırmadan verilmesi bile insanların sepetlerini %50'ye varan oranlarda daha fazla doldurmalarına neden oluyor. Bununla birlikte bitkisel özyağlar, yüzyıllardır özellikle tedavi amaçlı kullanılıyor.

Peki süründüğünüz anda herkesin sizi seveceği ya da görünmez olabileceğiniz ya da korku salabileceğiniz ya da başkası olabileceğiniz kokular olsaydı? Tüm dünyanın ayaklarınıza kapanmasını sağlayacak kokular? İşte Patrick Süskind romanında bunu anlatıyor,  Tom Twyker'in yönettiği film ise görsel zenginliğiyle kokuyu neredeyse somutlaştırıyor.

Diyeceğim o ki roman-film ikilileri arasındaki en iyi uyarlamaya tanık olmak için, okumadıysanız mutlaka okuyun, seyrettiyseniz bile okuduktan sonra filmi tekrar seyredin. Tavsiye ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder