21 Aralık 2010

BİR YIL DAHA GEÇTİ... BİR YIL DAHA GELİYOR...

Öncelikle hepimizin yeni yılı şimdiden kutlu olsun...

Yılbaşı gecesi denince geçen yıl geçirdiğim gece unutulmazlar arasındadır. Handiyse spontaneydi, hiç kasma olmadı ve sanırım o yüzden güzel geçti. Şahsen spontane okazyonlar beni daha çok eğlendiriyor. Ne mi yaptık?

Arkadaşımla hadi Nişantaşı'na gidelim dedik. Malum son yıllarda en azından bir uğramak moda; uğramayanı dövüyorlarmış zaten. Müzikse müzik, ağaçsa en alası, kalabalık mı kalabalık, coşku had safhada. Daha ne istenir ki? Hele bir de gece Kırıntı'da akşam yemeği ve margaritayla başladı mı, kimse kimsenin keyfine değemez. Eh, herhangi bir yerde masa bulmak mümkün değil, ama biraz sabırlı olunca imkansızın da üzerinden geliniyor. Biz Kırıntı'nın kapısında listeye yazıldık, biraz dolaştık, sonra bir geldik ki, o da ne, sıramız gelmiş bile... :)


Margarita'yı seviyorum. İçtikçe insan ferahlıyor, ağzının tadı yerine geliyor, fıkırdatıyor. Hal böyle olunca da twitter sayesinde en yakındaki ev partisine, tanıdık kontenjanından kendini davet ettirecek yüzsüzlük de ekstrası oluyor. Hehe. Evet, ev partilerini de seviyorum, çünkü herkes zaten çok rahattır, kasmaz, çoktaaaaan içmeye başlamıştır ve bir sürü insanla kaynaşmasan bile iyi vakit geçirirsin. Biz de öyle yaptık, davetsiz misafirler olarak ortama uyup içmeye devam ettik.

Avustralyalı olduğunu söyleyen, ama aslında Yunan olduğu söylenen biri herkesin neşe kaynağıydı. Kaç tane ne içtiğimi bilmediğim bir noktadan itibaren onunla bir "bro" muhabbetine girdiğimi, sonra Manchester holiganları gibi elimdeki birayı ona doğru sallayarak "Oi! Hey! Michauuuuuuul!" diye sürekli ona seslendiğimi (bağırdığımı) hatırlıyorum. Hatta gecenin ilerleyen saatlerinde farklı mekanlara akıldığından, hemen her mekanda karşıma çıktığında da böğürdüğümü hatırlıyorum. Böğürmek hoşuma gidiyordu; futboldan hiç hoşlanmasam da içimde bir holigan olup olmadığını hala merak ediyorum. Gerçek bir deşarj. Artı herkes yeterince içtiği için, kim neden böyle böğürüyor diye bakmıyor (ya da ben yeterince içtiğim için bir tarafıma takmadım).

Neyse ikinci, pardon ev partisini de sayarsak üçüncü mekan, nişantaşına en yakın, sevdiğimiz mekan Love DP oldu elbette. İstanbul'un en iyi dans müziği oradadır, ne içtiğinizi bilirsiniz, hizmet mükemmeldir. Uğramadan olmaz. Orada iki kişi başladığımız gece arkadaşlardan oluşan bir gruba döndü haliyle. Ev partisinden beri artık ne içtiğimi bile hatırlamıyordum, o yüzden geleni içtim sanırım.

Velhasılı kelam gece farklı mekanlara akarak, içerek, gülerek, eğlenerek, arada bir "Michauuuuuuul!" ile karşılaştığımda böğürerek, zaman zaman dedikodu yaparak geçti. Sabaha kadar eğlence. Gün doğmaya yakın her zamanki gibi Bambi'de bir şeyler yedik mi hatırlamıyorum. Zaten artık bambaşka insanlarla bir aradaydım. Sabah uyandığımızda onlarla da tanıştım. Ayrıntı istemeyin lütfen. Yorum yok ;)

Her neyse, yılbaşı gecesi kastırır bazen ya. Hepimize kastırmayan yeni bir yılbaşı gecesi ve elbette kastırmayan yepyeni bir yıl diliyorum. Budur dileğim. :)

Geçen seneyi bu kadar ballandırdıktan sonra kös kös evde oturup, erkenden uyursam sabahına ağlarım herhalde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder