22 Şubat 2011

BANGKOK 1. GÜN: YIL 2554, TANRIYI ARIYORUZ!

Pattaya'dan Bangkok'a doğru yola çıktığımızda rehberimiz Reena şanslı olduğumuzu söyledi; Tayland'da Buda'nın  "aydınlandığı" gün sayılan Maka Bucha bayramı kutlandığı ve cumartesi gününe geldiği için hem tapınaklar daha canlı olacak, hem de şehirde trafik daha az olacak. Bangkok'un nüfusu 12 mio, bütün Tayland nüfusu da 83 mio; hemen hemen Türkiye ve İstanbul gibi. 170 yıl önce başkent olmuş, o gün bugündür de acayip büyümüş. Hala da inşaat halinde.


Bangkok'ta 2 gece kaldık; zamanımız dar olduğu için de yapmayı planladığımız iki turdan birini hemen şehre varır varmaz yapmaya karar verdik. İlk gün şehir ve tapınak turu yapmak mantıklıydı, çünkü bayram gününde tapınaklardaki ibadete canlı olarak tanık olmak istiyordum. O yüzden İbis Sathon'un mini minnacık, balkonsuz odasına bavullarımızı atar atmaz ilk turumuza çıktık.


İlk durağımız Çin mahallesiydi; Altın Buda heykeli de bu bölgedeki tapınakta bulunuyor. Heykel 15 metre yüksekliğinde ve tam 5 ton altından yapılmış. Tapınağı gezerken Reena'dan asıl merak ettiğim bilgileri almaya başlıyorum:
- Tay takvimi Buda'nın öldüğü yıldan başlıyor. Bu da Budist inancına göre 2554 yılında olduğumuz anlamına geliyor.
- Sunaklara pet şişeler ve bardaklarla su, çay, hatta kola bırakılıyor. Bu yetmezmiş gibi her içecek pipetle birlikte bırakılıyor. Reena'ya bunu sorduğumda, her sabah Budistlerin Buda'ya içecek ve yiyecek sunduğunu, pipetin ise daha kolay içebilmesi için olduğunu öğreniyorum :)
- Tayland'ın %80'i Budist, %15'i Müslüman, geri kalanı diğer dinler.
- Aileler 20 yaşına gelen oğullarını 3 ay boyunca manastırda yaşamaya gönderiyorlar; böyle bir gelenek var. Oğulları olmayan aileler ise başka ailelerin oğullarına sponsor olabiliyorlar.
- Bütün tapınaklar (kralın yaptırdıkları hariç) halkın bağışlarıyla inşa ediliyor ve ayakta tutuluyor. Hemen soruyoruz; Vatikan gibi bütün tapınakları kontrol eden bir güç var mı? Hayır, diyor sevgili Reena, her tapınak kendi gelirlerini kendisi kontrol ediyor, hatta gelirlerini eğitim ve sağlıkla ilgili projelere destek olmak için kullanıyorlar. Ama, diye ısrar ediyoruz Türk aklımızla, sonuçta ciddi paralar toplanıyor buralarda. Bu işten zengin olan rahipler yok mu? Reena muzip muzip bakıyor. Ailelerin yeni ev aldıklarında, cenazelerde ve benzeri olaylarda kutsamaları karşılığında rahiplere doğrudan bahşiş verdiğini, bu rahiplerin manastırdan ayrıldıktan sonra güzel bir hayat yaşadıklarını söylüyor. Eh, aklın yolu bir. Gülüşüyoruz.


- Singha, yani Buda'nın aslanı bütün tapınakların kapı girişinde gardiyanlık yapıyor. Reena'dan aynı zamanda Singha'nın Buda'nın uzun yolculuklarına da yarenlik ettiğini öğreniyoruz. Singha Hint efsanelerinde de var (Singh), Sanskritçede Simha, Swahili dilinde Simba olarak geçiyor. Singha aynı zamanda Tayland'ın Efes Pilsen'i olan biranın da marka adı ve nedense bu aslan figürüne müthiş bir sıcaklık hissediyorum. Hayır, alkolik değilim. Üstelik bayram olduğu için içki satışı yasak.
- Neden bu kadar çok çeşitli Buda heykeli olduğunu soruyoruz. Heykellerde fark ettiğim bir şey var; birbirine benzeyen heykellerde çok ufak farklılıklar söz konusu. Tahmin ettiğim gibi, her biri Buda'nın farklı öğretilerini temsil ediyor. Mesela bir elini dur gibi tutup öteki elinin işaret parmağıyla baş parmağını gösterdiğinde şöyle diyor Buda; bana dertlerinle gelme, her şey senin sorumluluğunda!

Bunlar gibi daha birçok şeyi öğrendikten sonra kendimizi minibüsümüzün serinliğine atıp meşhur çiçek pazarından geçiyoruz. Envai çeşit çiçeğin bugün taliplisi çok, çünkü ibadetin bir parçası da çiçek. Buda'nın bütün heykelleri ve sunakları, çiçeklerle bezeli.


Bir sonraki durağımız, yatan Buda; devasa tapınağın içindeki heykel uzunlamasına 49 metre boyunda. Rahatlığına diyecek yok. Tapınağın bütün duvarları minyatürlerle kaplı; Buda'nın ve Tayland'ın hikayesini anlatıyor. Yatan Buda'nın devasa ayaklarının altında da semboller var; tam 108 adet. Metal çanaklara teker teker bozuk para atarak dilek dileniyor; bu çanakların da sayısı 108. Lost'u sevgiyle anıyorum. Ama benim bozuk paralarım 108 kaseye yetmeyince, panikle Reena'nın yanına koşuyorum kötü şans mı diye... Dert etme, diyor gülümseyerek, önemli olan dilek. Bu kadını seviyorum.




Yatan Buda'nın olduğu tapınak aynı zamanda ilk Tay Masajı okuluna da komşu. Duvarlarda antik anatomik çizimler ve heykeller, masajın inceliklerini anlatıyorlar. Tapınağın farklı alanlarını geziyoruz, geziyoruz, ama bayram kutlamaları saat 7'den sonra başlayacak, çünkü rahiplerin günlük işleri ancak o saatte bitiyor.



Budist rahiplerinin manastır hayatı şöyle: sabah 4'te uyanıyorlar, dua ediyorlar, sonra manastırdan çıkıp komşu evlerden sabah kahvaltıları için yemeklerini topluyorlar, kahvaltılarını ediyorlar, manastır işlerini yapıyorlar, dua ediyorlar, sonra yine dışarı çıkıp yemek topluyorlar, akşam 6 gibi son dualarını yapıyorlar ve yemek yemeden inzivaya çekiliyorlar. Güzel hayat :)))


Neyse vaktimiz olduğu için, biraz da tapınak görmekten sıkıldığımız için şehrin kalbine, Siam'daki AVM'lere gidiyoruz. Hava boğucu sıcak, attığımız her adımda ter boşanıyor her yanımızdan, o yüzden AVM fikri giderek daha cazip geliyor. Fakat o da ne? Central World'ün önünde kocaman bir Singha etkinliği var; Dünyanın Ritmi. Biz geldiğimizde minik Tay kızları sahne alıp Tay folklorundan sevimli bir gösteri yapıyorlar. Programa baktığımızda görüyoruz ki bir gün önce Türkiye'den karagöz gösterisi varmış. Singha markasına bir kez daha hayran oluyorum. Zaten Singha benim için mantra gibi; hala aklıma geldikçe bağırıyorum - Sing-ha! :)))


Saat 7'ye gelirken iki büyük AVM'nin arasında kalan tapınağa gidiyoruz. Reena'nın güzelliği bir kez daha ortaya çıkıyor; bizi ayine katacak. Müthiş heyecan duyuyorum, çünkü bugüne kadar camide, kilisede ibadet ettim, mekanların kutsallığını hissettim, ama bir Budist tapınağında ilk kez ayine katılacağım.



Bağışımızı kutuya atıp 3 tütsü, 1 mum ve 1 çiçek alıyoruz. Kalabalıkla birlikte tapınağın etrafında 3 kez tavaf edeceğiz. Reena başlangıç noktasını belirleyip işareti verince, huşuyla ve etrafımızdaki yüzlerce insanla birlikte tapınağın etrafında dilekler dileyerek tur atıyoruz. Aydınlandım mı? Uyandım mı? İçim aşkla doldu mu? Belki farkında değilimdir henüz, ama dilek dilerken bile insanın nasıl pazarlıkçı olabileceğini fark ediyorum. Başkaları için dilekte bulunurken kendime de pay çıkarmaya çalıştığımı fark ediyorum. Bunu fark edince de kendim için dilekte bulunurken başkalarına pay çıkarma moduna dönüyorum. Aydınlanmanın, uyanmanın bir parçası mıdır bilemiyorum, ama bir değişiklik en azından. 3 tur attıktan sonra sunağa tütsülerimizi ve mumuzu dikiyoruz, ardından çiçeğimizi tekrar kullanım için görevliye teslim ediyoruz. Merak etmeyin, hepimiz için dua edip dilekte bulundum; umarım Buda sunduklarımı kabul eder.


Reena'ya şükranımı wai selamıyla belirttiğimde utanıyor; çünkü wai selamı zaman içinde hizmet edenlerin şükran sunmak yaptıkları bir hareket haline gelmiş. Oysa elleri dikine önde birleştirip hafifçe baş eğme olarak tarif edilebilecek bu hareket, bence dünyanın selamlaşma hareketi olmalı. Evet, evet, aynen böyle düşünüyorum. Hatta bu selam şekli şükrandan öte saygıyı ifade ediyor benim için; içimden herkese wai selamı vermek geliyor.

Ayinimizden sonra Paragon AVM'den Sky Train'e binip Silom bölgesine Patpong keşfine doğru yola çıkıyoruz. Derdimiz meşhur G.O.D. Club'ı bulmak. Evet, bildiğiniz GOD :) Bir anlamda tanrıyı bulmak gibi bir misyonumuz var. Bindiğimiz istasyondan sonraki 2. durakta iniyoruz. (Sky Train'de durak sayısına göre bilet fiyatı değişiyor; 2 durak kişi başı 20 baht; aslına bakarsanız biraz pahalı, çünkü taksimetreli taksiler kısa mesafelerde daha ucuza gelebiliyor)


İndiğimiz kaldırımın her iki yanı da işportacılarla kaplı; porno dvd satan da var, yemek satan da, tişört satan da... Ne ararsanız var, ne kadar yürürsek yürüyelim GOD yok. Bir ara bir sokağın başında biri bize laf atıyor, cesaret alıp ona soruyoruz, bizi sokağın içine sokuyor, bir taraftan sohbet ediyoruz falan ama köşeyi döndükten sonra adamın bizi pek de hayırlı bir yere götürmediği zannına kapılıyoruz. Hava iyice kararmış, sokağın başı bir nebze kalabalık, ama köşeyi döner dönmez ilerisi karanlık ve mezbele görünüyor. Şehrin en ünlü kulübünün böyle bir yerde olması mümkün değil. Adama hadi canım sen de, deyip geri dönüyoruz, somurtarak peşimizden geliyor. Gönlünü almak için bir şeyler soruyorum, ama cevap olarak suratını asmaya devam ediyor.

Neyse yürümeye devam ediyoruz işportacıların arasından, gece pazarının yanından geçiyoruz, sonra caddeler sessizleşmeye başlıyor, cep telefonumdan maps uygulamasını açıp rotalar belirliyoruz, karnımız acıkmaya başlıyor, ayaklarımız ağrıyor, ama yok işte, GOD yok. En sonunda Sky Train'e dönmeye karar veriyoruz ve indiğimiz yere geri yürüyoruz. Ve durağın hemen altında GOD tabelasını görüyoruz. Meğer indiğimiz yerdeymiş aradığımız kulüp. Artık kıssadan hisseyi siz çıkarın! :P

Bayram olduğu için kulüp kapalı görünüyor, ama hemen yanındaki Richards'ta yemek yiyoruz. Menüde Patong'daki Lair Lay Tong'da yediğimiz yemekler var; özlemle sipariş veriyoruz, yanında tabii ki Sing-haaa! Neyse ki burada içki veriyorlar. Ama yemekler, o kadar da iyi değil. Belki çok yorgunuz, o yüzden artık tat alamıyoruz. Sonunda bir tuk tukla pazarlık edip 80 bahta püfür püfür akşam serinliğinde otelimize gidiyoruz. Dinlenmek lazım çünkü sabah 7.30'da kalkıp meşhur yüzen pazara gideceğiz.

One night in Bangkok böyle geçiyor işte.

2 yorum:

  1. Altin Buda heykeli 15 degil 3 metre uzunlugunda ayrica 5 degil 5,5 ton agirliginda olacaktir.. Bilginize

    YanıtlaSil
  2. düzeltme için teşekkürler... bangkok sıcağında yazarken biraz sallamışım belli ki :)

    YanıtlaSil