23 Şubat 2011

BANGKOK 2. GÜN: İSTANBUL ÇOK UZAK...

(Tayland tatilinin ilk gününden itibaren okumak isterseniz buraya tıklayın.)

Bangkok'ta son günümüz. Sabahın erken saatinde kalkıp (07.30) kahvaltımızı yapıyoruz, Reena geldiğinde hemen transfer aracımıza binip yola koyuluyoruz. Reena'ya Tayland'la ilgili sormak istediğim bir sürü şey var, ama kendime gelmem lazım önce. Hava halihazırda bunaltıcı, neyse ki klimalı araçta bunalmadan geçtiğimiz yolları seyrediyorum.


Buralara gelip de görmeden geri dönülmemesi gereken Yüzen Pazara doğru yol alıyoruz. Yüzen Pazar (Floating Market - Damnoen Saduak) Bangkok'tan 1,5 saat uzakta. Yolda Reena sürpriz yapıyor, bizi bir yerde indirip hindistan cevizinden otantik yöntemlerle şeker yapımını görüyoruz. Tamamen doğal, zaten buralar henüz NBŞ'ye teslim olmamış gibi. Tuzlarını da denizden taşıdıkları suyla oluşturdukları gölcüklerden elde ediyorlar.



Sonrasında ayılıp sorularımı sıralamaya başlıyorum, Reena da şen şakrak anlatmaya başlıyor.

- Bangkok "Melekler Şehri" anlamına geliyor. Bir de uzun ismi var ki Reena tekerleme gibi 50 kadar kelimeyi arka arkaya sıralıyor. İşte efendim, cennetin yeryüzündeki yansıması, meleklerin indiği yer, vs. vs.

- Kralı soruyorum. Reena kralı konuşmuyoruz diyor. Sonra sırıtarak ekliyor: Ama dedikodusunu yapıyoruz. :) Kral Bhumibol Adulyadej şu anda 83 yaşında. 60 kusür yıldır ülkeyi yönetiyor. 70'lerde ülkeyi cuntanın elinden kurtarmışlar, parlamentoları da var ve demokratik olduklarını düşünüyorlar. Bütün bunlara rağmen, ülkeyi kral yönetiyor. Bir ara başbakanlık sistemini denemişler, ama özellikle GSM ve telekom özelleştirmeleri sırasında rüşvet aldığı kanıtlanınca, başbakan görevden alınmış, sonra kral yine ipleri ele geçirmiş. Şimdilerde liberallerin de desteğiyle (sanırım dünyanın her yerinde hareket halindeler) eski başbakan, tekrar göreve gelmek istiyor, hatta kralı tamamen pasifize etmek üzere. Bu yüzden sarı tişörtlüler (kralın rengi) ile kırmızı tişörtlüler (liberaller) arada bir çatışıyor, şehrin çeşitli yerlerinde yürüyüş eylemleri yapıyorlar. Reena kralcılardan, çünkü ülke için yaptıklarını takdir ediyor. Anlattığına göre kral ve kraliçe, özellikle sosyal projelerle ülkeye çok büyük katkılar yapmışlar. Ülkenin kuzey kesimi çok yoksul ve eğitimsizken, biraz da uyuşturucu üretimini engellemek için yeni bir tarım ve eğitim projesi başlatılmış; şimdi oralar da gelişme yolundaymış. Yani kralın icraatlarından memnunlar.


- Bununla birlikte kral efsane olmayı iyi becermiş. Zaman zaman halkın arasına karışıp onların dertlerine deva oluyor. Belli zamanlarda halkını saraylarda ağırlıyor. Eğitim ve sağlık en öncelikli derdi; hemen aksiyon alıyor. Ayda bir hastaneleri geziyor. Tabii bu hareketleri, halkın sempatisini topluyor.

- Başka başka? Geleneklere rağmen kralın tek eşliliği Taylar tarafından saygıyla karşılanıyor. Ama prens bugüne kadar 3 kez evlenmiş. 3 prensesten biri de henüz evlenmemiş. Taht en başından beri aynı soydan devam ediyor. Dedikodu yaparken sürekli kikirdiyoruz niyeyse :)


- Bunların dışında her 1-2 yılda bir parlamento erken seçimle değiştiği için aslında hızla yürümesi gereken bir sürü proje yavaş ilerliyor. Ama Bangkok ve Thailand her geçen yıl biraz daha büyüyor. Pattaya'daki büyüme oranı %500 mesela. İnanılmaz bir şey.

- Reena meyveleri, şekeri, hayvancılığı, zanaatı anlatırken hep ülkenin kuzeyini ve kuzey doğusunu işaret ediyor. Reena, diyorum, sanki Tayland'ın kalbi orada atıyormuş gibi anlatıyorsun. Evet, diyor, orası asıl Tayland. İnsanlar buradakinden çok daha farklı. Mesela ben kızdığım zaman sert bir şekilde "Defol" derim, ama orada kızmak diye bir şey yok, en fazla en geniş, en nazik sesleriyle "çekilir misin?" derler. Taklidine gülüyorum.

- Reena açık fikirli bir kadın, ama neden seksin ve fuhşun bu kadar yaygın olduğunu sormaya çekiniyorum. Ne bileyim, belki rehber olmadan önce o da bu işi yapmış olabilir diye düşünüyorum. Olmayacak iş değil, o kadar yaygın yani. Sonra biraz araştırınca kadınların, diğer dinlerde olduğu gibi ikinci sınıf görüldüklerini anlıyorum. Buda bile kadınların baştan çıkarma gücüne karşı uyarmış zamanında. Bununla birlikte Budizm, karma dini. Yani bu hayatta acısı ve tatlısıyla her şeyin yaşanması gerektiğini öngörüyor. Bir de tabii ki fabrikada çalışıp 2-3 bin baht kazanmak var, bir de gecede 1.000 baht kazanmak var. Hele bir de farang denilen yabancı adamlarla evlenip yuva kurunca hayat daha da güzel. Zaten de Taylar tarihleri boyunca poligamiyi ayıp saymamışlar.


Sonunda kanala geliyoruz. Sürat gondolumuza binip su üzerinde hızla yol almaya başlıyoruz. Kanalın her iki yanında evler var, ormanlar var, tapınaklar var, sunaklar var, hayat su kenarındaki evlerde sürüp gidiyor. Deli gibi hızla Yüzen Pazar'a doğru yol alıyoruz. Bir sürü fotoğraf çekiyorum. Bangkok'ta en keyif aldığım şeylerden biri bu.


Ardından Yüzen Pazara varıyoruz. Çılgın bir turist kalabalığı, haliyle gondol trafiği var. Sürat gondolumuzdan inip kürekli gondolumuza biniyoruz ve kanalların kenarına dizilmiş tezgahları dolaşıyoruz. Arada Tay kadınları restoran gondollarıyla yanımızdan geçiyorlar. Zaten buralarda kadınlar erkeklerden daha çalışkan. Her tür işi yapıyorlar. Tuvalete giriyorsunuz mesela bir yerde, amaniin o da ne, bir kadın lavaboları temizliyor. Eh, kabinler doluysa, ister istemez pisuvarda işinizi görüyorsunuz.




Yüzen Pazar turunu yaptığımız için gayet memnunum. Hediyelik eşyalarımızın bir kısmını buradan alıyoruz. Tabii pazarlık yapmak esas. Aklınızda bulunsun; ilk önce fiyatı sorun, genellikle hesap makinesinde size bir fiyat gösterecekler, hemen yüzünüzü ekşitin, hesap makinesi size uzatılacaktır, dörtte bir fiyatı yazın, bu sefer yüzünü ekşiten karşı taraf olacak, yeni teklifi ilk söylediğinin yarısı olacak, yine yüzünüzü ekşitin, o da yüzünü ekşitiyorsa ayrılıyormuş gibi yapın, dörtte birle yarı fiyat arasında bir yerde anlaşacaksınızdır. :) Ama Bangkok'ta artık pazarlık müessesi pek işlemiyor. En azından merkezi yerlerde. Bunu da aklınıza yazın, ama denemekten de çekinmeyin.

Dönüş için araca bindiğimizde Reena bir sürpriz daha yapıyor; bize meyve almış. Kral meyvesi denen Durian adında bir meyve var; çok pis koktuğu için otele falan sokmak yasak. Araç da kokar diye Reena ondan almamış sanırım, ama çok lezzetli olduğunu söylüyor. Yine de kraliçe meyvesi denen başka bir meyve almış, acayip bir meyve, bambaşka bir tat. Greyfurt benzeri başka bir meyve var, müthiş bir şey. Bir de muz almış tabii ki, minicikler.

Yolda ahşap zanaatçılığı yapılan bir yerde duruyoruz. Müthiş işler yapılıyor ve bütün bu zanaatkarlıkların devamlılığı da kralın projelerinden birisi. Kralım sen çok yaşa!




Özetle; Bangkok bir metropol olsa da Tay gelenekleri ve geçmişi hala yaşıyor. Bir tarafta Bed SupperClub gibi gece hayatının alametifarikaları, öte yanda kanal yanında doğayla iç içe yaşam. Her şeyden öte, Tayland mutlu insanların ülkesi. Öylesine kendi hallerinde ve gülümsemeye yatkınlar ki... Kızarken bile gülümsüyorlar. Sanırım Budizmin en büyük etkisi bu. Zaten ülkenin oldukça güvenli olması da buna bağlanıyor. Bangkok'ta 2 gece yerine 3 ya da 4 gece kalmayı tercih edebilirdim. Keşfedilecek bir sürü yeri var. Şehirde kaybolmak için birebir; çünkü kaybolmaktan korkmayacağınız bir yer.


Pazar günü uçuş vakti gelmeye başladıkça, İstanbul'un ne kadar uzak olduğunu düşünüyorum, İstanbul gözümde büyüyor. Stresi hatırlıyorum, karmaşayı hatırlıyorum, asık suratları, gergin ifadeleri, koşuşturmayı hatırlıyorum. Her gün değişen gündemi, aptal siyasi oyunlarla nasıl gaza geldiğimizi, din adına kopan fırtınaları hatırlıyorum. Bambaşka bir dünyadayken tanıdığım dünyaya geri dönmek zorunda kalmak zoruma gidiyor. Daha Chiang Mai'a gitmek istiyorum, kralın sarayını dolaşamadım, muay thai (tay boks) maçı seyredemedim. Patong plajını özlüyorum, Khai adacığı gözümde tütüyor, Lair Lay Tong'da son bir yemek yemek istiyorum. Tayland'ın cangıllarında kaybolmak çok cazip geliyor.

Ama ne yaparsınız ki geri dönüyorum. Hayatımda belki de ilk defa uçaktan indiğimde İstanbul'u hiç de özlemediğimi fark ediyorum. Üzerine bir sigara yakıyorum.

İstanbul hala çok uzak...




Bütün Tayland yazıları için tıklayın!

1 yorum:

  1. saray,kral,kraliçe ve dedikodular...
    hiç sevmediğim şeyler bunlarrrrrrrrrrr :D

    YanıtlaSil