05 Haziran 2011

X-MEN: HEPİMİZ SÜPER KAHRAMANLAR OLABİLİRİZ (MİYİZ?)


Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler kitabını daha önce yazmıştım. Tarihteki gizemini koruyan deneylerden biri, bir üniversitede bir sömestr boyunca derslere üzerinde siyah bir çuvalla giren bir öğrenciyle ilgili. Halen kim olduğu bilinmiyor, ama profesörlerden biri (muhtemelen de deneyin sahibi) bu öğrenciye, diğer öğrencilerin tepkilerini gözlemlemiş. Öğrencilerin bir kısmı görse bile görmezden gelmiş, başından aşağı siyah çuval geçiren öğrenciyi yok saymış. Diğer bir kısmı ise "ucubeyle" acımasızca dalga geçmişler. Aslında ne kadar çıtını çıkarmasa da varlığını hissetmemek mümkün değildi çuval giymiş öğrencinin. Olay medyanın da ilgisini çekince düzeni bozduğu için çuvala büyük bir öfke başladı. Ama gariptir ki sonunda herkes Siyah Çuval'a ısındı, hatta destekçileri bile çıktı. Çuval da olsa, artık onların çuvalıydı.


Benzer şekilde başka bir şey anlatayım: okul hayatım boyunca yazları hep çalıştım sayılır. İlkokulda terzi yamaklığı yapmıştım, bir yaz otogarda çığırtkanlık, başka bir yaz pide salonunda komi. Lise ikiden üçe geçtiğim yaz ise Altınoluk'ta bir otelde çalışmıştım. Genelde konaklayanlar Alman ve Avusturyalı oluyordu, haliyle Almanca bilen tek eleman olduğum için otelin her yerindeydim. Yaz başında ekip yeni oluşuyordu, yeni insanlarla tanışıyordum. Derken Recep geldi. Sanırım Kütahyalıydı. Komi olarak çalışacaktı. Kavruk, ama bir o kadar da hareketli, eğlenceli bir çocuktu. Amma velakin sol gözünün etrafı panda misali yusyuvarlak beyazdı. O bölgede teni pembe, kaşı bembeyazdı. Üstelik ilk karşılaşmamız öğle yemeği masasıydı. Yüzüne bakamadığımı hatırlıyorum.


Geri dönüp şöyle bir baktığımda neden yüzüne bakamadığıma dair ancak varsayımda bulunabilirim; görüntüden hoşlanmamış olabilirim ya da "onun defosu" yüzünden "onun adına" rahatsız olmuş olabilirim. Uzayıp gider bu varsayımlar. Ama öyle sıcak, öyle neşeli biriydi ki daha ikinci gününde müthiş yakın arkadaş olmuştuk. Her neredeyse kulakları çınlasın :)

X-Men: First Class filmi de işte tam bu noktada önemli bir görevi yerine getiriyor popüler kültür denizinde. Bu sefer "the beginning" sinemalarda. Başından sonuna gayet akışkan kurgusuyla keyifle izleniyor. Doğal olarak yine iyiyle kötünün savaşı hikayenin odağında, ama öte yandan "farklı olmanın" ve bu "farklılığı sahiplenmenin" hikayedeki yeri çok önemli. Çünkü 7'den 70'e bizi biz yapan farklılıkları sahiplenmemiz gerektiğini çok güzel anlatıyor. Düzeltiyorum; sahiplenmemiz değil, sahip çıkmamız. İkisi arasında dağlar kadar fark var. Bu birincisi.



Filmi seyrettikten sonra ikinci aklıma gelense, hepimizin süper güçlere sahip olabileceği oldu. Ben mesela iyisiyle kötüsüyle sürprizleri kendime çekmek konusunda süper bir kahraman olabilirim. Siz mesela sadece gülümsemenizle bile bir süper kahraman olabilirsiniz. Bir başkası şansıyla bir süper kahraman olabilir. İşte bu noktada bu gücü iyi mi yoksa kötü yolda mı kullanacağımız meselesi gündeme geliyor. Zaten iyiyle kötünün arasındaki savaş da bu. İlk aşama "farklılıklarımıza (hatta tüm yaşadıklarımıza) sahip çıkmak", ikincisi "bu farklılığı güce dönüştürmek", üçüncüsü ise "iyi ya da kötü tarafı seçmek".

Hadi süper kahramanlar... Şöyle bir düşünün bakalım; sizin süper gücünüz ne? Sahip olmak istediğiniz güçlerden bahsetmiyorum, hali hazırda hangi güçlere sahip olabilirsiniz?

Siz kimsiniz? Heroes mu, yoksa Zeroes mu? :)



ÖZEL NOT: 
Ayrımcılığa karşı çıkıyorsanız, farklılıkların hayata renk kattığını düşünüyor, insan haklarına değer veriyorsanız İstiklal Caddesinde 26 Haziran'da düzenlenecek ONUR YÜRÜYÜŞÜNE siz de katılmalısınız. Bilgi için: ONUR YÜRÜYÜŞÜ 2011

1 yorum:

  1. Ben de hepimizin süper güçlere sahip olduğunu düşünütorum. Ancak, hepimizde aşağı yukarı aynı güçler olduğu için bunun süper güç olduğunu fark etmiyoruz. Örneğn, matematik hesabı yapabilmek bir süper güçtür aslında. Ama belli bir oranda hepimizde olduğu için bunu süper güç olarak kabul etmiyoruz. İlla da uçmak istiyoruz.

    Herkes filmi çok övdü, bir ara ben de seyredeyim şunu.

    YanıtlaSil