13 Eylül 2011

MODA, MODA, SÖYLE BANA...

Ne zaman defile davetiyesi alsam - ki sağ olsun sadece Hatice Gökçe'den gelir - Yiğit Karaahmet'in kavun kokulu taksiyle defileye gidişi aklıma düşer de ben yine kıkırdamaya başlarım. Saat dörtteki Hatice Gökçe defilesi için hazırlanıyordum ki arkadaşım arayıp saat ikideki Özgür Masur defilesine +1 davetiyesi olduğunu, gelmek isteyip istemediğini sordu. Eh, biraz erken gitmenin bir sakıncası yoktu, bu yüzden Shiseido -aşağısı bana uymaz- sponsorluğunda defile izlemek üzere IFW çadırına ulaştım. İkoncan blogger gençliğinden enteresan kareler yakalama umuduyla fotoğraf makinemi yanıma almayı da ihmal etmedim tabii.

Hava sıcak. Çadırın önü kalabalık, etrafı demir çitlerle çevrilmiş, çitlerin arkası meraklı gözlerle dolu.


"İçeridekiler" tahmin ettiğim gibi ikoncan yoğunluklu gençler. Kadınlar arasında her ne kadar abartılı bir özenle gelmiş olanlar varsa da daha doğal bir şıklığı tercih edenler - trend olarak aklımın bir köşesine yazdım - çoğunluktaydı. Serbest stil saçlar, tarzını gösteren ama abartmayan kıyafetler ve tabii ki - illa ki - ayakkabılar.




Trendler bildiğiniz gibi - ya da bilmiyorsanız öğrenin - iki üç yıl önceden belirleniyor. Örneğin instagram tarzı fotoğraf modası, True Blood'ın jeneriğinden beri var (dördüncü sezonu pazar günü sona erdi, düşünün artık). Popüler kültürün kaçınılmaz etkisi - iPhone, instagram aplikasyonu da buna dahil - sayesinde yakın zamanda bu tarzdan - her ne kadar şu anda hoşlansak da - hepimize gına gelecek.

Bu senenin defilelerindeyse dikkatimi çeken en önemli nokta, son yıllarda öne çıkmaya başlayan melek kavramının izlediğim iki defilede de kendini göstermesiydi. Melek kavramı son 2 yıldır gerek tv dizilerinde - Bromance şaheseri Supernatural - ve vampirlere doyan bestseller kitaplar - yakında çevirdiğim Meleklerin Kanı raflarda yerini alacak - tohumları atılan bir kavram. Melek denince beyaz akla gelir, o yüzden gerek Özgür Masur gerekse Hatice Gökçe defilelerinde beyaz hakimiyeti şaşırtıcı değildi. Hatta Hatice Gökçe defile davetiyesinde ipuçları da veriliyor.

Gelelim işin en tatlı yönüne; yani iki defilenin karşılaştırılmasına :)))

Özgür Masur defilesi Zuhal Olcay'ın bir mini klibiyle açıldı, ardından duştan yeni çıkmış gibi ıslak ve düz bir şekilde sırtlarına dökülen saçlarıyla mankenler beyaz - ve seksi - melekler edasıyla arz-ı endam ettiler. Seksi diyorum, çünkü Özgür Masur'un dekoltesi eksik değildi. Dışarı çıktığımızda eski mankenlerden - ve yeni botoks kurbanı - Gizem Özdilli'nin biteviye "Harikaydı yane... Muhteşemdi yane... Son nokta yane..." yorumlarına rağmen şahsen Özgür Masur çizgisinden etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama belli ki kadınları etkileyen bir çizgisi var.



Hatice Gökçe çizgisi için tamamen tersini düşünüyorum. Türkiye'de modayı kavramsal olarak ele alabilecek kadar donanımlı olduğuna inandığım tasarımcı, avantgarde çizgisiyle her seferinde beni hayran bırakıyor. Trend melekse, HG en özgün detaylarla meleklerini - yine beyaz hakim - podyumda yürüttü. Sanıyorum salondaki kadınları en çok heyecanlandıran da gelinlik tasarımı oldu.




Velhasılı kelam aklımda Yiğit Karaahmet'le yola çıktığım gibi HG defilesinden, oturduğum yere şık bir kese - yine beyaz - bırakılmış Perwoll sıvı çamaşır deterjanıyla çıkarken yine aklımda Yiğit Karaahmet ve yumuşatıcısını çalan kasiyer kız vardı. :)))

Eh tabii ikoncan gençlikten bir kare koymadan olmaz. Onların modası hiç geçmeyecek. Viva la Fashionistas!


1 yorum:

  1. İkoncan moda bloggerlarını görünce neden gülüyorum ben, kendime engel olamıyorum bir türlü. Moda konusunda oldukça öküz biri olduğumdan olsa gerek aha. Ama şimdi söyle bana ey sevgili blogger arkadaşım, şu son fotoda yer alan çocuk saçı için nasıl uğraşmıştır kim bilir? Zaman kaybı lan o, aynalara yazık :p

    Hemencecik okudum yazıyı, ellerinize sağlık efendim :)

    YanıtlaSil