04 Eylül 2011

PATRONDAN KURTULMA SANATI


Hangi birinden başlasam bilemiyorum. Hangover tadında bir film olduğundan mı? Colin Farrell, Jennifer Anniston, Kevin Spacey gibi oyuncuları bambaşka hallerde görmekten mi? Müthiş bir yeni keşif sayılabilecek Charlie Day'den mi? En iyisi kendi korkunç patron tecrübemle başlayayım.

Evet, filmde kıkır kıkır gülsek de hayatımızı cehenneme çevirebilen korkunç mu korkunç, kötü mü kötü, vicdansız mı vicdansız patronlarımız, yöneticilerimiz, iş arkadaşlarımız hepimizin oldu. Hem kendimden biliyorum hem de arkadaşlarımdan az hikaye dinlemedim.

Daha toy bir reklamcıyken büyük bir ajansta çalışma fırsatı bulduğumda sevinçten havalara uçmuştum. Daha başladığım hafta bütün ekibin istifa etmesi yetmiyormuş gibi (anlaşılan yeni ekibin bir parçası olarak işe alınmıştım) bir sonraki hafta başıma getirilen kadın direktör, daha haftasında başımdan üç tutam saçın dökülmesine neden olmuştu. Kadınlarla çalışmanın zor olduğunu zaman içinde öğrenmiş olsam da o haftayı hiç unutamam. Çünkü en kötüsü psikolojik terördür. Eh, onu öldürmek zorunda kalmasam da çalışma azmim ve düzgün iş yapmam sonucunda (biraz da onun beceriksizliği yüzünden) direktörü devreden çıkarmayı başarmıştım. Ama hala oradaydı, hala bütün kötülüğüyle işlerime engel olmaya, sabote etmeye, bombalamaya çalışıyordu. Yine öldürmeyi düşünmedim, ama farkında olmadan kıyısına gelmiş olabilirim. Başka bir büyük ajanstan teklif gelince güzelim işimi bıraktım (çünkü oraların prensi olmuştum) ve hayatım bambaşka bir yola girdi. Hala ilk işimde kalsaydım, kral olur muydum diye düşünmüyor değilim. Hey gidi günler.

Sadece bununla da kalmıyor, doğrudan çalıştığım genel müdürlerden biri de sırf benim değil, bütün ajansın hala en büyük sohbet konusudur. Bir sabah önemli bir konuyu konuşmak için onu koridorda beklerken, geldi, selamlaştık, güle oynaya, cıvıl cıvıl konuşarak odasına doğru beraber yürüdük, odasına girdik, masasının arkasına geçti... ve ben işle ilgili meseleyi anlatırken bir anda masanın üstündekileri tek bir hamlede (devasa bir adamdı) yerlere saçtı. Tek derdi, sekreterin mektup ve zarfları karışık bir şekilde önüne koymuş olmasıydı. Evet, bunu da gördüm. Neyse ki gazabına çok uğramamış olmakla büyük gurur duyarım. Çünkü gözümün önünde sanki başkası için söylüyormuş gibi, yöneticilerden birine "Ökküzzzz! ÖKKÜZZZZ!" diye bağırdığını da bilirim. Ben genelde bu hallerine güldüğümde üzerime doğru yürür, tam bir tane çakacak diye düşündüğüm sırada sigarasını yakmak üzere çakmağımı ister (sigarayı içmez, hırsla sömürürdü), sonra eğleniyormuş gibi bir ifadeyle kaşları hala çatık olduğu halde "Sen niye gülüyorsun?" derdi, ben de "Komik geldi" diye gülmeye devam ederdim. Hey gidi günler. Bunları yazarken bile hala sırıtıyorum. Sanırım göt korkum hiç olmadığı için nispeten rahat bir insanım. Her zaman (ilk direktörüm hariç, çünkü işe başlayalı daha bir haftacık olmuştu) kapıyı çarpıp çıkma özgürlüğümü kafamda canlı tutmuşumdur. Siz de öyle yapın, elektriğinizi alacak, size fazla bulaşmayacaklardır. Tabii iyi bir çalışan olduğunuz sürece :)

Horrible Bosses da egomanyak, sapık, konumlarından aldıkları güçle kafayı sıyırmış patronlarından kurtulma fikrini cazip bulan 3 arkadaşın hikayesi. Hangover kadar vahşi ve uç noktalarda değil, ama film boyunca kıkırdadım ve bolca kahkaha attım. Dale karakterini oynayan Charlie Day, bir Zach Galifianakis olmasa da filmin en komik unsuru. Colin Farrell, makyajla bambaşka bir insan olmuş. Jennifer Anniston hiç bu kadar seksi olmamıştır. Kevin Spacey, tam da rolünün adamı manyak bir herif olmuş. Jamie Foxx, filmde en çok güldüğüm karakterlerden biri oldu. Özetle modern yaşamın karikatürü olan bu filmi seyredin. Müthiş değil, ama çok güleceksiniz.

Bu arada isterseniz bir arşiv oluşturmak için kendi deneyimlerinizi yorum olarak yazın da biraz eğlenelim :))))

3 yorum:

  1. Gerçekten çok eğlenceli bir film. Filmin altyazısını hazırlarken çok eğlenmiştim. Hatta bir iki yerde, filmi izlemeye dalıp sonra başa döndüğüm altyazıyı kontrol ettiğim bile oldu. Ama bu, sadece bu filme özel bir durum değil, bazen yapıyorum.

    Çalışma hayatımın büyük çoğunluğunda serbest çeviren olduğumdan, çok fazla patron/müdür baskısı görmedim. Ama bu sefer de, rahata fazla alıştığımdan üst mercilerden en küçük bir baskıyı bile aşırı görme eğilimi oluştu. Bilmiyorum, bazı durumlarda patron kısmı gerçekten fazla zorluyordu, bazen de ben fazla alınganlık yapıyordum. Öyle böyle idare ettim işte.

    YanıtlaSil
  2. ilk işimde, reklam ajansında kadın direktör tacizini diyemesem de hiddet ve çelmesini ben de epey hissettim; yazını okurken zevkle değil biraz da hüzünle okudum, acaba neler değişirdi diye... film ise beni çok güldürdü, tonu da hangover'ı anımsattı. jennifer aniston hariç. o kifayetsiz muhteris bücür hiçbir zaman seksi olamayacak!!

    YanıtlaSil
  3. oyuncu kadrosu benimde dikkatimi çekmişti; gerçi henüz filmi izlemedim. senin anlattıklarında film kadar ilgi çekici...

    öyle uzun bir çalışma hayatım olmasa da; geçenlerde 9-6 arası çalıştığımız hatırlatılaraktan geç kalanlarımız :) toplu mail ile uyarıldı. pek tabikisi 2 seneden fazla işe 10 bazen 10 buçukta giden ben bunu üzerime aldım, müdür bile benden önce işe gelirdi. hoş bu mailin sebebi ben değilim bizim bölüme yeni giren eleman; insan ilk aydan öğlenlere kadar geç kalırmı? 1 değil 2 değil! aslında yine benle bir sorunları yok sonuçta, işteki 9 saat mesaiyi dolduruyor, işler zamanında yetişiyor, üretilen işlerden de memnunlar...

    en sonucunda yeni eleman şutlandı; olan benim keyfime oldu... home-office bile yapılabilecek bir iş aslında.

    YanıtlaSil