27 Şubat 2015

ANGKOR (SO?) WAT

Kamboçya ziyaretimin asıl amacı, tabii ki dünyaca meşhur, aynı zamanda ülke bayrağına da sembol olan Angkor Wat'tı. Haliyle hemen bir seyahat acentasından tur aldım. Hemen belirteyim; tam günlük (13 dolar) ve yarım günlük (11 dolar) turlar var. Tam günlük turda 7-8 tapınak dolaşılıyor, yarım günlükte ise 3 büyük tapınak. Sihanoukville itibariyle dünya kadar tapınak gördüğümden ben yarım günlüğü seçtim. Sonuçta bir noktadan sonra "a temple is a temple is a temple".

Sabahın köründe (05.00) bir tuktuk gelip beni otelden aldı, çünkü Angkor Wat'ta gündoğumu paha biçilmez diyorlar. Tuktuk'ta benden başka Kanadalı 2 kızcağız daha vardı. Siem Reap'ın havası acayip. Gündüz bunaltıcı sıcak oluyor, ama akşam söker sökmez hava limonataya dönüşüyor, ama sabahın köründe (tekrar ediyorum 05.00) bayağı serin. Hele bir de her tarafı açık tuktukta her taraftan püfür püfür eserken neredeyse dondurucu. Neyse ki çantama ne olur ne olmaz diye peştemalimi atmıştım; sarına sarına yola çıktım.

Angkor Wat, 1993 yılında Fransızlar tarafından keşfedilmiş. Bu tarihten önceki 500 yıl kayıp. Zaten yapım tarihi en fazla 900 yıl öncesine dayanıyor. Siem Reap'ın çevresinde irili ufaklı yaklaşık 300 tapınak var. Hepsi de dönemin kralları tarafından yaptırılmış ve sonra gelen kralların inancına göre şekil değiştirmiş. Mesela Angkor Wat'ı yaptıran kral Hindu imiş, o yüzden ağırlıklı figür dans eden kadın formundaki Vişnu. Sonraki kral Budizme inanmış, tapınağı Buda figürleriyle süslemiş, fakat ondan sonra gelen kral yine Hindu olduğundan bütün Buda figürlerini sildirtmiş. Anlaşılan bu topraklarda Hinduizmden Budizme geçiş de o kadar kolay olmamış. Sonuçta Siem Reap'ın etrafını saran tapınak bölgesi bugün artık UNESCO koruması altında. İyi bir iş çıkardıklarını söyleyebilirim; gayet düzgün yollar, tertemiz bir ziyaret merkezi vs. Bunu Bangkok'a giden otobüste, çapraz yol arkadaşım Alman bir amcaya söylediğimde fena papara yedim. "Evet, UNESCO çok iyi iş yaptı. Hepsi bizim paramızla. 500 yıldır Kamboçyalılar buraları siktir etmiş. Ve şimdi her girişte 20$ alıyorlar," dediğinde sustum. Bu Almanlar da paralarının değerini pek biliyor canım.

Evet, tapınak bölgesine girmeden önce fotoğraflı pasonun bedeli 20$. Yani sadece tur bedeli yetmiyor; öncesinde de kimse bir şey söylemediğinden, hazırlıklı olmanızda fayda var :)

Angkor Wat'ın dört tarafı suyla çevrili. Tuktukla taş bir köprünün önüne geldiğimizde, saat henüz 05.30 bile olmadığından hava hala karanlık. Grubun geri kalanı minibüsle gelmişti. Rehberimizin zayıf fener ışığında suya düşmeyelim diye attığımız adımlara odaklanarak ilerledik. Ana girişe geldiğimizde rehberimiz bize yukarıda bahsettiğim tarihçeyi anlatmaya, güneş de bir taraftan doğudan hafifçe göğü aydınlatmaya başladı da giriş duvarlarını kaplayan enfes kabartmalardaki efsaneyi görebildik. Gerçekten oya gibi işlenmiş, etkileyici.





Sonrası dura geze tapınağın önündeki havuzun önüne kadar geldik. Çok kalabalık değildi, hatta havuzun dibine kadar rahatça girebildim. Herkesin derdi güneş doğarken tapınağı ve sudaki yansımasını çekebilmek.

Hava aydınlandıkça durum netleşti; gökyüzü bulutluydu ve bize de çektiğimiz fotoları efektlemek kaldı. Yine de hoş bir görüntü. Ya da en azından, bu kadar popüler bir yer olduğu için güzel geliyor.




Güneşi yakalayamayınca oracıkta yaptığım çeşitlemeler :)
Tapınağın duvarlarına işlenen ve hala taslak olduğuna dair kabataslak çizimlerin görülebildiği efsane görsel açıdan çok zengin ve etkileyici.
Bilemiyorum. Evet, Angkor Wat görkemli, çok etkileyici, 900 yıllık geçmişi var falan, ama ne bileyim, mesela 21 Aralık 2012'de sevgilimle dünyayı kurtarmak için Şirince'ye gittiğimizde gezdiğim Efes Harabeleri çok daha etkileyiciydi. Mesele eskilikse, henüz görmediğim ama görmek için can attığım Göbekli Tepe tam 12.000 yıllık; dünyanın bilinen en eski tapınağı orada bulundu ve dünyayı çıldırtmak için orada bekliyor.

Velhasılı kelam güneşi suya düşüremediğimiz (ve şahsıma özel bir durum olarak pek etkilenmediğim) için hepimiz çaktırmamaya çalıştığımız hayal kırıklığını fotoğraf makinelerimize hapsederek kahvaltıya yöneldik. İki kızarmış yumurta ve gerçekten boktan Kamboçya kahvesiyle kahvaltımı ettim. (Kamboçya'daki kahve neredeyse kakao tadında ve düzgün kahve bulmak neredeyse imkansız)

Sonraki durağımız Ta Phrom tapınağı oldu. Bugün bilinen adıyla Tomb Raider tapınağı. Film burada çekildiği için. Demiştim ya bu bölge 500 yıldır kayıp diye... Burada devasa ağaçlar yapıların üzerinde büyümüş. Özellikle gümüş renkli upuzun gövdeli ve kalın kökleriyle her yere yayılmış ağaçlar çok etkileyici. Rehberimiz 1 saat süre vermişti, ama yarım saatte diğer kapıdan çıkıp kendime bir hindistan cevizi ısmarladım.



Üçüncü ve son tapınak Bayon Tapınağı. Dört yüzlü kulelerden oluşuyor. Dört yüz derken, gerçekten de kulelerin dört yüzünde birer yüz bulunuyor. Yine Kamboçya'nın önemli sembollerinden biri. İnsanlar tıpkı Piza ya da Eyfel kuleleri gibi, bu yüzlerle kendi yüzlerini denk getirip çeşitli pozlar çekiniyorlar. Denemedim bile.


Anlayacağınız bol bol yürüyüş, bol bol yeşillik, bol bol taş, bol bol tarih, bol bol dinsel kalıntıyla bir yarım gün geçirdim. Ve itiraf edeyim ki yarım günlük tur aldığıma çok sevindim, çünkü günün diğer yarısını aşkım Siem Reap'ta geçirebildim.

Not: Bir sonraki yazım Siem Reap'tan otobüsle sınırı geçip Bangkok üzerinden Chiang Mai'a yine otobüsle macera yaşamak isteyenlere ışık tutacak ;)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder