27 Şubat 2012

Rumeli Hisarı'nda Büyüleyen Fantastik Gösteri!

Daha önce Galata Kulesi'nde yaptığı project mapping ile dikkatleri üzerine çeken 8x4, yeni ürünleri olan Beauty ve Beast için bu sefer de Rumeli Hisarı'nda görkemli bir project mapping uygulaması yapmış. Fantastik gösteriye, hepimizin yakından bildiği Güzel ve Çirkin masalı ilham vermiş. Birbirine kavuşamayan iki aşığın kötü niyetli ejderhaya karşı olan savaşı konu edilmiş. Ejderha masalın sonunda 8x4'ün yeni kokularına yenik düşüyor ve aşıklar kavuşuyor.

Bu arada söylemeden edemeyeceğim; 8x4 gerçekten de hoş ve güçlü kokulara sahip... Deodorant özelliğinin yanında bir parfüm gibi de rahatlıkla kullanılabilir. Gösteriyi Rumeli Hisarı'nda seyredemeyenler için aşağıda paylaşıyorum.

8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

17 Şubat 2012

42 - PEKİŞTİRİLMİŞ PARTİ YAZISI


Geçen yılki partiyi başka bir siteye (yazarbunlar) yazmıştım. Eh, yenisi gelirken fikir edinin diye, yazıyı pekiştirerek tekrar yayınlayayım dedim. Hem de bu yıl parti tam da doğum günüme denk geliyormuş, iyi mi? ;)


D. 3 gün başımın etini yedikten sonra cuma akşamı hadi bana gel diyorum. Bir şeyler yer içer, biraz da görüşmediğimiz ayların acısını çıkarır, hatta günah çıkarır, ardından if! Gökkuşağı Partisi’ne gideriz diye düşünüyorum. İlk partilere gidip fena halde sıkıldığım olmuştu; o yüzden D. ısrar ettikçe bakarız, bakarız diye sallıyorum.

Gerçekten de bir şeyler yiyoruz, biralarımızı içiyoruz, görüşmediğimiz ayların günahlarını çıkarıyoruz, birbirimizi hatırlıyoruz, geçmiş günleri yad ediyoruz, söylenmemiş sözleri, anlatılmamış dedikoduları paylaşıyoruz. Tayland tatilinden yeni dönmüşüm, fotoğrafları gösteriyorum, ama yarısına gelince bana da bay geliyor, bilgisayara da... fişe takılı olmadığı için tak diye kapanıyor alet.

Hala pek istekli değilim parti için, ama bir kere olur dedik artık. O yüzden uzatmadan yola çıkıyoruz. Yoldayken D. tansiyonumu soruyor; iyiyim diyorum, hatta Tayland’da hiç sorun olmadı, gerçi ilaçlarımı da aldım düzenli, diyorum. Hayatını uzatıyorsun ilacını alarak, biliyor musun? diyor D. Hayatımı uzatma fikri hoşuma gidiyor, çünkü yaş aldıkça sona dair daha fazla düşünmeye başlıyor insan.

Parti Babylon’da. Kulübün önü kalabalık, herkes sigara içiyor, içeridekiler dışarıdakiler kadar mı acaba diye düşünüyorum. D. biletini önceden almış, ben de Biletix kabininden bilet alıyorum; daha ucuza geliyor, D. ile dalga geçiyorum, içeriye geçiyoruz.

İçerisi ana baba günü. Şaşırıyorum. Sanki IFW partisine gelmiş gibiyiz, herkes özenle giyinmiş, tarz yapmış, stayla yapmış, bakımlı, güzel; hatta birisi kürk yelekle gelmiş, yeleğin bir omzunu düşürmüş, acayip tarz görünüyor. O kadar da tarz olmayan fıstık yeşili pofuduk montumu vestiyere bırakıyorum, ikisi birlikte mi? diye soruyor vestiyerdeki çocuk D.’yi kast ederek, hayır diyorum, her an birbirimizi satabiliriz.

Müzik müthiş. Bence kadınlardan daha iyi DJ oluyor; müthiş şarkı seçimleri, acayip cover’lar, nefis bir tempo… Phuket Patong Beach partilerinde de dört beş DJ dönüşümlü çalıyorlardı, orada da fark etmiştim, aralarındaki tek kadın çok daha iyi ve değişik şeyler çalıyordu. Biz de tempoya ayak uyduruyoruz, ellerimizde içkiler, sallanıp yuvarlanmaya başlıyoruz. Bir ara etrafımı saran kızlar, lez-night-out hissi yaratıyor, ama rahatsız olmuyorum. Gerçi D. biraz rahatsız. Aslında fazla rahatsız sayılmaz, peşinde dolanan kız sürekli iltifat ediyor, hoşlanılmayacak bir şey değil, D. ise sürekli kıza “senin repütasyonun kötü” diyor, kız da “repütasyon ne demek?” diye soruyor. Kıkırdıyoruz.

Babylon giderek kalabalıklaşıyor, içki su gibi akıyor, bir ara Y.K. arkamdan sarılıp benimle birlikte sallanıyor, dans ediyor, omzumun üzerinden bakıyorum, onun da arkasında biri var, hep birlikte sallanıp, dans ediyoruz, Y. yine sandviç malzemesi olmayı başarmış, sinsi sinsi gülüyorum. Sonra elindeki bardağı havada sallayarak uzaklaşıyor arkasındakiyle birlikte.

Yurt dışındaydım, İF filmlerine gitmedim. Yıllardır da gitmedim. L.A. Zombie filminin sonunda birkaç kişinin ayağa kalkıp alkış tuttuğu geldi kulağıma; neyi alkışladıklarını merak ettim, ucu kancalı penisi olan zombileri mi, Bruce LaBruce’un dehasını mı diye... Demek hala “filmi anladığını kanıtlamak istercesine” festival filmi seyredenler var. Zaten özentilik, öykünmecilik hali şu sosyal medya çağında daha da pek bir pekişmiş durumda. Sigara içmeye çıktığımda iki genç konuşuyorlar; biri ne iş yaptığını söylüyor: Afiş tasarımcılığı. Tabelacı olmasından şüpheleniyorum. Bu kadar septik olduğum için kendime kızıyorum sonra. Sonra oracıkta bir klip çekiyorum.

Sıkıntı basıyor, Babylon’un içinden Nublu’ya geçiyorum, oralar daha tenha, bir yerde 80’lerden çalıyor, bir yerde güncel çalıyor, bakıyorum buralarda da DJ’ler kadın. Güzel çalıyorlar.

Sabaha karşı ayıların köşesine geçiyorum. B. ve Ö. ayıların en sevdiğim tavrıyla, hiç kimseyi umursamadan dans ediyorlar. Etrafa, gelen geçene bakınıp aramızda kikirdiyoruz, eğleniyoruz. D. gitti mi gitmedi mi farkında değilim. Gitti galiba, hatta gittiğini haber vermiş de olabilir, kokusu hala burnumda. Ortam hala nezih, insanlar hala güzel, hala şık; kim demiş gaylerle lezbiyenler bir arada eğlenemez diye, gayet de güzel eğleniyoruz işte. Oysa yıllardır ayrı yerlerde eğlenmeye çalışılır. Belki okazyona özel bir durumdur, diye düşünüyorum, ama olasılıkları da düşünmeden edemiyorum.

Bir J. çıkıyor ortaya; Porto Riko melezi muhtemelen, müthiş güzel, müthiş yapılı, Bali’de yaşıyorum diyor, sonra anlıyoruz ki tatile gitmiş, aslında Amerikalıymış, San Fransiskoluymuş, Bali de sörf yapmaya gidince oralı olmuş saymış kendisini, mesele evrensel diye geçiriyorum içimden. O da öykünüyor bir şeylere. Helal olsun ama, yakıştırıyor.

Dans ediyoruz. if! partilerine ön yargım kırılıyor.

***

Evimin önünde bir raket var. Rango diye bir filmin posterini asmışlar. Dikkat çekmek varken neden araziye uyasın? diyor afişte. Filmin kahramanı kimlik bunalımı yaşayan bir bukalemun. Listeme alıyorum. Punch line acayip hoşuma gidiyor.

***

Otostopçunun Galaksi Rehberi, absürt ötesi kült bir romandır. Filmi de yapıldı. Filmde mutlak sorunun cevabı aranır. En gelişmiş bilgisayara “hayatın, evrenin ve her şeyin” anlamı sorulur, bilgisayar uzuuuunca bir zaman düşündükten sonra cevabı vermeye hazırdır: 42.

Ben de İF! Gökkuşağı Partisi arifesinde 42 yaşıma girdim. Benim de cevabım 42.

***

Bakalım bu yılki parti nasıl olacak... Ama benim cevabım hala 42 ;)


07 Şubat 2012

Bekleme Yapma, Yeni Bir Hayatı Yakala!

Yenibiris.com’un, iş hayatında yükselmek ve beklentilerine kavuşmak isteyenleri harekete geçirecek yeni reklam kampanyasının çıkış noktası mutsuz yaşamlarını değiştirmek için girişimde bulunmak yerine atıl kalan, oyalanan, oturdukları yerde mucize bekleyen kişiler.

''Bekleme Yapma!'' reklam filmi, iş hayatında, kariyerinde bir türlü istediği yere gelememiş, en verimli yıllarını bir umutla bekleyerek ya da sadece şikayet veya oyalanma ile vakit kaybederek geçirenleri, harekete geçmeden şartların değişmeyeceği gerçeği ile yüzleştirirken, etkin bir harekete geçme yolu olarak da Yenibiris.com’a girmelerini tavsiye ediyor. Bekleme yapmak yerine Yenibiris.com’un portföyündeki binlerce şirketin yüzbine yakın iş imkanı içinde, beklentilerini karşılayacak yeni bir iş fırsatına sahip olmayı öneriyor. Mutsuz ortamlarda sıkışıp kalmak ya da iş bulamamaktan yakınıp durmaktansa, Yenibiris.com’da özgeçmiş hazırlayıp, ilanlara başvuru yaparak yeni bir hayatı yakalamanın mümkün olabileceği vurgulanıyor.

Bekleme yapmaktansa iş hayatındaki fırsatları yakalamak için www.yenibiris.com'a tıklayabilirsiniz.

02 Şubat 2012

YÜKSEKLİK KORKUSU VE PAUL AUSTER

Paul Auster, sevgili başbakanımızın esip gürlemesiyle anlı şanlı milletimizin zihninde en azından bir yer edinebildi. Malum başbakanımız tarafından eziklenmiş olsa bile, bu zihinsel jimnastik Türk okuru açısından en azından merak uyandıracak talihli bir olaydı. Hemen Ömür Gedik'in basketbol şampiyonasında protestolar yükselmeye başladığında "Ayyyy, elaleme rezil oluyoruz," paniğine kapılmayınız lütfen. Zaten halihazırda, güzel ve yalnız ülkemde olup bitenlerle elaleme fena halde rezil olmuş durumdayız.

Velhasılı kelam ucuz politikayı bırakıp (yukarıda yazdıklarımla ucuz politikanın alakası yoktur) Paul Auster'ın en sevdiğim romanından bahsetmek istiyorum. Mr. Vertigo (Yükseklik Korkusu) yazarın 1994 yılında yayınlanan kitabı. St. Louisli bir yetim oğlanın (Walt), Yehudi Usta olarak bilinen tuhaf bir adamla çıktığı yolculuğu anlatır. Yolda bir parça kırsal Amerika'nın bir tablosu oluşmaya başlarken, biz okurlar belli bir disiplin (hatta bazen acımasızcasına duygusal tehditlerle) insanın suyun üzerinde, hatta havada yürüyebileceğini okuyarak şoklar yaşarız. Hatta bir süre sonra bizim de uçabileceğimizi düşünmeye başlarız. Ara sıra denemediğim şey değil.

Bu tuhaf kitapta en yalın gerçeklikle en masalsı hayaller en tuhaf kurguyla birleşir; ortaya insanın ufkunu açan bir metin çıkar. Kitaptan küçük bir alıntı:

"Kendin olmaktan vazgeçmeyi öğrenmelisin. İşte dönüm noktası budur ve sonrası çorap söküğü gibi gelir. Bedeninin buharlaşmasına izin vermelisin." 

Zaten Auster'ın kahramanları kitabın başında hep başka bir şeydir, sonra adım adım başka bir şeye dönüşür ve bu ne iyi ne de kötü bir şeydir, sadece farklı bir durumdur, o kadar. Yükseklik Korkusu'nda da ailesi Klu Klu Klax tehdidi altında olan yetim Walt, yukarıdaki tavsiyelere uyarak sadece havada yürümekle kalmaz, aynı zamanda bütün ülkede büyük şöhret kazanır. Aslında Yehudi Usta'nın da tek ihtiyacı, gösterisine bir "yetenek" eklemektir.

Paul Auster'ı merak ediyorsanız ve okumakta zorlanıyorum diyorsanız, onu bu kitaptan başlayarak okuyun derim. Modern zamanın - zamanın ruhunun - en iyi gözlemcilerinden biri olan bu usta yazarı seveceğinizden eminim. Tavsiye ;)