30 Nisan 2012

NOIR FANTASTIQUE: HAFİYENİN EL KİTABI


Film Noir ile Matrix tadında bir bilim kurgu-polisiye düşünün. İçine tesadüfen dedektif olan kahramanımız Unwin'i, ekose mantolu, gri şapkalı, şemsiyeli gizemli bir kadını, ortadan kaybolan usta dedektifi, ortadan kaybolan çalar saatleri, uyurgezerlerin caz dinlediği özel kulübü ve ezeli düşmanın panayırını katın, üstüne bir de rüyaları ekleyin... İşte Hafiyenin El Kitabı!

Jedediah Berry'nin kaleminden çıkan ilk kitap olan ve Siren tarafından yayınlanan kitabı okurken, uykulardan ve rüyalardan bahsettiği için zor bitirdiğimi itiraf etmeliyim. Çünkü kitabımı yatakta okurum ve çoğunlukla bir iki sayfa okuduktan sonra uyuya kaldım.
"Uygulayan kişinin, uyandığında gördüğü şeyin gerçek mi yoksa sadece kendi hayallerinin ürünü mü olduğundan kuşkuya düşmesi, işbu teknikle - teknik diye tabir edilirse - ilintili tehlikelerden biridir. El Kitabının yazarı, bu sayfalarda tarif edilen tekniğin varlığını kesinkes iddia edememektedir."
"Uyanık olduğunuzdan nasıl emin olabilirsiniz?" sorusu kafanızı kurcalıyorsa, okumanızı tavsiye ederim :)

27 Nisan 2012

REDD YENİ ALBÜM: HAYAT KAÇIK BİR UYKUDUR


Geçen akşam The Office'te gerçekleştirilen Redd'in yeni albüm tanıtımındaydık. Şahsen Redd'i geçen sene "Nefes Bile Almadan" şarkısıyla tanımıştım. Sonra Çağan Irmak'ın filmini, grubun "Prensesin Uykusuyum" şarkısından esinlendiğini öğrendim. Arkası geldi. Sadece müzikleri değil, sözleriyle de insanın zihnini çalıştırıyordu Redd. Çok sevdim.

Aslında bu bir ön tanıtımdı. Öğrendiğime göre tanıtım konseri 5 Mayıs'ta Santral'de gerçekleşecek. Ama bu arada gruba bu kadar yaklaşmışken detayları öğrenmek farz oldu tabii.

Sadece en soldaki kardeş değil.  Ortadaki Doğan ile solundaki Güneş ikiz.
En sağdakiler de ikiz gibi görünüyor ama değiller :)
Grup 4 kardeş + davulcudan oluşuyor. Doğan ve Güneş ikiz. Gerçekten çok sıcak, müziği dert etmiş insanlar. Ama aralarında en sıcak görünen Güneş'ti, o yüzden bir ara yan yana düştüğümüzde hemen sohbete koyuldum. Güneş aynı zamanda arkeologmuş. Muhtemelen kelimeleri deşerek en nadide olanlarını bulmakta müthiş bir katkısı vardır.

En önemli soruyu sordum: Türkiye'de müzik yapmak nasıl bir şey? Güneş en çok ana akım medyanın (müzik medyası dahil) popülistliğinden ve ilgisizliğinden rahatsız. Türlü oyunlarla çeşitli grupların özellikle ana akım medya ve sosyal mecralarda pazarlandığını, çeşitli taktiklerle bazı şarkıcı ya da grupların anketlerde 1 numaraya çıkarıldığını, bu gruplardan birinin olay fark edilince önemli bir müzik kanalı tarafından ambargo yediğini anlattı. Tahmin ediyordum, yine de bu kadar aleni olmasına şaşırdım.

Bugüne kadar birçok anadolu şehrinde kalabalık konserler vermişler, ama henüz karadenize gitmemişler. Güneş bunun sebebini şarkılarının radyolarda çalınmamasına bağlıyor. Hemen sordum: Prensesin Uykusu filmi yardımcı olmadı mı? Tanınırlığa, bilinirliğe tabii ki katkısı olmuş, ama hype yarattığına inanmıyor Güneş. Onun asıl hedefi, gönlünü gerçekten müziğe vermiş müzikseverler. Bu yüzden ünlü bir müzik kanalımıza red çekmişler. Sebep: TRT gibi gelen videoları kurula sokmaları. Hak verdim. Bu çağda, videoların hayranlar tarafından tek bir kare resim üzerine kaydedilmiş şarkılar olarak sosyal medyada yayıldığı şu ortamda bu tür TRTsel kurulların neye hizmet ettiğini, bu kurulların gelen şarkıları neye göre değerlendirdiklerini bilmek isterdim.

Peki grup olarak müzik yapmak nasıl bir şeydi? Sonuçta kardeş bile olsalar, tek bir kahraman yerine beşi bir yerde kararlar alıyorlardı. Hani tek bir star olsa istediğini yaptırır, ama burada notalara, sözlere, düzenlemeye karar veren beş kişi var. Hır çıkmaz mı? Kolay değil tabii, dedi Güneş. Hepsi ortak paydada buluşmuş olsa da kişilik ve beğeni farkları nedeniyle arada sırada sorunlar yaşanıyormuş. Yine de bütün gece boyunca izlerken gayet uyumlu olduklarını düşündüm.

Güneş daha birçok şey anlattı, ama ben artık üçüncü viskiye gelmiştim, o yüzden son olarak marka olmayı konuştuğumuzu hatırlıyorum. Grubun diğer üyeleri de onunla aynı fikirdeyse doğru yoldalar. Konuşulmaktansa bir marka olarak hissedilmeleri gerekiyor ve benim gibi daha şarkılarını ilk duyduklarında hayran olanlardan oluşan gerçek ve kalıcı bir dinleyici kitleleri var. Marka olmak zaman alıyor, ama sağlam adımlar atmak gerekiyor.

Tanıtım gecesinden ziyade bohem bir toplantıyı andıran ortamda çok fazla dinleyemesem de yaptıkları yeni albüm attıkları sağlam adımlardan biri. Yine insanın zihnini harekete geçiren sözler, biraz daha sert bir Redd tınısı kulağıma ilk çarpanlar.

Albümde (Hayat kaçık bir uykudur) kayıtları henüz bitmiş sürpriz bir düet de var. Kim olduğunu söylemememi rica ettiler. Ama sıkı bir isimle düet bu. Sürprizlerden biri de albüm kapağı. Yarı kaçık bir uykuda nasıl rüyalar görüldüğünü öğreneceğiz bu sürprizde. Daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim.

Sonuç olarak Redd, şarkılarıyla, müziğiyle, sözleriyle, duruşuyla, adanmışlığıyla gerçekten sıkı bir grup. 5 Mayıs Santral konserini sabırsızlıkla bekliyorum.

Şimdilik en sevdiğim şarkıyla kapatalım. Nefes bile almadan sevebilmeyi becerenlere gelsin...

07 Nisan 2012

AŞK


Bahardır aşk... tazelenirsin, çocuk olursun, genç olursun... heyecan olursun, yeşil olursun... Sevişmektir aşk... kapı eşiğinde, pencere pervazında sevişirsin... gözlerinle, parmaklarınla, teninle sevişirsin... Dokunmaktır aşk... ten ten olmaktan çıkar, elektriğe dönüşür... çarpılırsın... Keşfetmektir aşk... daha önce hiç bilmediğin titremelerdir, uyuşmalardır, kasılmalardır... Kapı eşiğidir aşk... daha ilk bakışta oradadır... içeri girmekle dışarı çıkmak arasındadır... Çünkü... Belirsizdir aşk... içeri girdiğinde olacaklardan korkarsın, dışarı çıktığında olacaklardan da... Surettir aşk... bir zamanlar gördüğün rüyadır... hayal ettiğin evdir... fal tuttuğun şarkılardır... Vazgeçmektir aşk... yanında yatarken vazgeçebilmektir... umutlu bir vazgeçiştir aşk... Muhtemelen tam da bu yüzden... Buruktur aşk... son gecelerdir hep... son öpüşlerdir, son koklamalardır... Adaktır aşk... mumlar yakarsın zihninde... yine gelsin diye... Yine de... Güzeldir aşk... adının aşk olduğunu itiraf edemese bile... kapı eşiğinde sevişse bile... Hissetmektir aşk... baharı, elektriği, kapı pervazını, sevişmeyi, duvarı, omzu, boynu, titremeyi, sigarayı, birayı, falları, vazgeçmeyi, dokunmayı, korkmayı, koklamayı, keşfetmeyi. heyecanı, şarkıları, öpüşleri, aklına geldiği anda yüzüne yerleşen sırıtışı, aynı anda yüreğini sıkıştıran burukluğu hissetmektir aşk...

Yine bekleriz ey Aşk. Hangi surette gelirsen gel, yine bekleriz.
Biliriz, özlemektir aşk...